Şensoy: Gemi battı denizaltı gibi yüzüyor

Gönderi Zamanı: 12 Ekim 2017 14:04 Okunma Sayısı:68 Kategori: Bir Zamanlar Yazmıştım

Ünlü tiyatrocu Ferhan Şensoy ile 25.04.2001 tarihinde Ekonomist Dergisi için bir röportaj yapmıştım. Röportaja hazırlıksız gelen muhabirlerle görüşmeyi anında kestiğini bildiğim için hakkında ciddi bir araştırma yapıp, 25-30 sayfa okuyarak hazırlandım. Sonunda ortaya bu keyifli söyleşi çıktı.

Şensoy’un krize ilişkin şaşırtıcı gözlemleri var. Kriz olmasına karşın Beyoğlu’nda her yerin dolu olduğunu söyleyen Şensoy, sahneledikleri her oyunun da kriz ile birlikte full çektiğini vurguluyor. Bu duruma “Yoksa buraları krizden para kazananlar mı dolduruyor?” yorumu getiren Şensoy, Kemal Derviş’in bu gemiyi kurtarmasının kolay olmadığına inanıyor.

Kriz, hayatımızın her alanını olduğu gibi sanatı da etkiliyor. Özellikle de tiyatroyu. Birçok tiyatrocu yaşadıkları ekonomik sıkıntıyı hafifletebilmek için çeşitli yollar arıyor. Diyalogların arasına sıkıştırılan şirket isimleri, panolara konan küçük ilanlar, dekorda ya da kostümde kullanılan sponsorlar bunlardan sadece birkaçı.

Ferhan Şensoy da bu yıl ilk kez sponsorlu bir oyunu sahneliyor. Şensoy Türkiye’de ilk kez interneti konu alan, rumuzu “www.dijital-gulduru.com” olan “Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu” adlı oyunu sahneye koydu. Bu oyununa da Arena Bilgisiyar ve Compaq gibi bilgisayar dünyasının iki devini sponsor yaptı.

Şensoy, Türkiye ekonomisinin bugünkü durumuyla ilgili olarak oldukça karamsar. Ekonominin batmış olduğunu ve bir denizaltı olarak yoluna devam ettiğini söylüyor. Kemal Derviş’in bu derde deva olamayacağına inanan Şensoy, hem bu ilginç sponsorluk projesi hem de ekonomide yaşanan son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Ekonomist: Ekonomik kriz sahnelediğiniz oyunların seyirci sayısına nasıl yansıyor?

Şensoy: Deprem olduğunda işlerimiz bıçak gibi kesildi. Bunu anlayabilirim. Çünkü, insanlar kapalı bir mekana girmek istemez. Ancak, ekonomik kriz var deniyor. Oysa Beyoğlu’nda her yer dolu. Seyircimiz arttı. Yoksa buraları krizden para kazananlar mı dolduruyor? Seyirciler oyunlarımızın hepsine ilgi gösteriyor, tüm oyunları full oynuyoruz.

Size göre Kemal Derviş, yaşanan bu sorunlara çözüm olabilecek mi?

Ben bundan umutlu değilim. Türkiye’de geminin kurtarılması o kadar kolay değil.

Yaşanan krizin nedenleri konusunda hiç kuşkusuz kafa yoruyorsunuzdur. Nedir Türkiye’nin yaşadığı bu krizlerin nedeni?

Kuşak olarak kendimi aldatılmış hissediyorum. Çocukluğumdan beri bu ülkenin borcu var, borcu ödemek için de sürekli borç alınıyor. Ticari şirket olsaydı Türkiye’nin çoktan batması gerekirdi. Hala nasıl batmıyor anlamış değilim.

Yani 40 yıldır bu senaryo tekrarlanıyor mu?

Evet. Şimdi de borcu kapatmak için para aranıyor. Bu borcu kim ödeyecek? Çocuklarımız! Böyle gemi kurtulmaz. Ahlak olarak hortumlamaya alıştık. Yolsuzlukların sonu yok! İnsanlar çalışmadan, hemen zengin olmak istiyor. Gemi batmış, denizaltı olarak yüzüyor.

Geçenlerde Devlet Tiyatrosu’nda da bazı yolsuzluklar yapıldığına ilişkin bilgiler basında yer aldı. Sizce bu durum münferit mi yoksa orada da bir arpalık oluşturulmuş mu?

Konuyu tüm detaylarıyla bilmiyorum. Ama muhtemelen bir arpalık oluşturulmuştur. Devletin olduğu yerde herkesin bir yerden götüreceği bir sistem kurulmuş. Orada patron yok. Ama özel tiyatrolarda kimse bir yere götüremez. Örneğin ben kuruşun hesabını soruyorum.

Kültür Bakanlığı’nın katkılarını saymazsak, son oyununuzu ilk kez sponsorlu sahneleme kararı aldınız. Bu kararın altında hangi nedenler yatıyor?

Tiyatro sadece Türkiye’de değil, dünyada da zorlaştı. Yeni kuşak artık tiyatroya ilgi göstermiyor. İngiltere’de kültür bakanlığı gençlerin tiyatroya gitmelerini sağlamak için tüm tiyatrolara para veriyor. Bizde ise tiyatro hobi halinde yapılıyor, çark dönünce de bundan mutluluk duyuluyor. Bilet fiyatını bir türlü yukarı çekemiyoruz. Bu yüzden sponsora ihtiyaç var.

Dijital güldürü oyununa yönelik sponsorluk planlı mı gelişti?

Bunun çok planlı geliştiği söylenemez. Bundan beş yıl önce Arena Bilgisayar yöneticileri, bizi arayıp bilgisayar üzerine bir oyun yazıp yazamayacağımızı sordu. Böyle bir oyun yazılması halinde sponsor olacaklarını söylediler. Bu teklif geldiğinde de eşim Derya, doğumgünü hediyesi olarak bir organizer almıştı. Bir türlü kullanamıyorum! Yanında cebir kitabı gibi bir kullanım kılavuzu vermişler, okuyorum birşey anlamıyorum. Bunun üzerine Arena yetkililerine “Ne bilgisayar oyunu? Kendim kullanamıyorum” dedim, konu kapandı.

Sponsorluğun yeniden gündeme gelmesi nasıl oldu?

Aradan geçen zaman içinde evde çocuklarım kullanmaya başladı. Konu bilenin bilmeyenin sorunu haline geldi. Bunun üzerine konu hakkında birşeyler yazmaya başladım. Oyun kabaca bitmişti. Dekor için bilgisayar lazım hangisi alınır, chat nasıl yapılır bilmiyorum. Arkadaşlar bir bilgisayar firmasıyla görüşmemi önerince, birden aklıma beş yıl önceki Arena Bilgisayar’ın teklifi geldi. Arayıp durumu anlatmaya başladım. Birden bir oyun yazdıysanız sponsor oluruz, yanıtını aldım. Meğer şirket halka açılmış bu tür etkinliklere ihtiyacı varmış. Tesadüfün iğne deliği! Sonra da Compaq ile birlikte sponsor oldular.

Sponsorluğun sakıncalı tarafları var mı?

Var tabii. Örneğin, sponsor tiyatrocu olmadığı için bana bilgisayarın ne zaman ve niçin lazım olduğunu bilmiyor. Oyunda bir trafik olduğu için bilgisayar masalarını yerleştirip oyun trafiğini buna göre ayarlamamız gerekir. Birinci gece genel provada çuvalladık. Bilgisayarlar bize son gün ulaştırıldı. Bu yüzden biz seyircimizin bizi götürdüğü yere kadar gidip, becerebildiğimiz işleri becermek istiyoruz.

Siz interneti kullanıyor musunuz, kullanıyorsanız karşısında ne kadar kalıyorsunuz?

Ben laptop’u daktilo olarak kullanıyorum. İnternete girmiyorum bu benim için vakit kaybı. Benim ise kaybedecek hiç vaktim yok. Sistemin ağır çalışmasının yanı sıra, internette aradığınızı bulamıyorsunuz.

Son zamanlarda yaşam öykünüzü konu alan bir kitap yazdığınızı biliyoruz. Bu kitap ne zaman piyasaya çıkıyor?

Bu yıl içinde çıkacak. Fakat tiyatronun angaryasından yazmaya fırsat bulamıyorum. Soyumuz hakkında 5 kuşak geriye gidip bilgiler topluyorum. Araştırmalarım sırasında bulduğum bir bilgi ilgimi çekti. Bir profesör ABD’de yaşayan Meluncanlar’ın Samsun Çarşamba’dan göç ettiklerini saptıyor. Hatta Abraham Lincoln’ün de Meluncan olduğu iddiaları var.

Yani Fişne Pahçesu oyununuzda ‘Çehov Lazdır Laz kalacaktır’ ‘tezinizin’ yanı sıra bu kez ‘Lincoln’ün de Laz olduğunu’ söylüyorsunuz?

Ben tahrirat katibi değilim. Bunun fantezisini yapıyorum. Romanımda bu tür gelişmelerden ara şeyler olarak söz edeceğim. ABD ve Kanada’daki Meluncanlar ile yazışıyorum. Oradan gelen bilgiler ışığında Meluncanlar’ın Çarşambalılar’la epey ortak yanları olduğunu görüyorum. Örneğin, Meluncanlar, gittikleri yerde ırmağın iki yakasına kabileler halinde yerleşmiş. Sürekli birbiriyle kavga ediyorlar. Çarşamba’da da yaşam aynı, Western filmlerindeki gibi. Tabancalılar ve birbiriyle iyi geçinmezler. Aynı coğrafyaya yerleşmiş, haşlanmış mısır yiyip yufka açıyorlar.

Röportajdan satırbaşları

  • Kuşak olarak kendimi aldatılmış hissediyorum.
  • Çocukluğumdan beri bu ülkenin borcu var. Borcu ödemek için de sürekli borç alınıyor.
  • Ahlak olarak hortumlamaya alıştık.
  • Yolsuzlukların sonu yok! İnsanlar çalışmadan, hemen zengin olmak istiyor.
  • Devletin olduğu yerde herkesin bir yerden götüreceği bir sistem kurulmuş.
  • Özel tiyatrolarda kimse bir yere götüremez. Örneğin ben, kuruşun hesabını soruyorum.
  • Derya, doğumgünü hediyesi olarak bir “organizer” almıştı. Bir türlü kullanamıyorum! Yanında cebir kitabı gibi bir kullanım kılavuzu vermişler, okuyorum birşey anlamıyorum.
  • İnterneti kullanmıyorum. Aradığınızı bulamıyorsunuz.
  • Yayınlandığı yer ve tarih: Ekonomist Dergisi, 25.04.2001 

Yorum Kapalıdır.