BM’nin Yeni Küresel Gerçekleri Göz Önüne Alması Gerek

Dünya liderlerinin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki son konuşmaları genel olarak üç nedenle dikkate değerdi. BM ve diğer uluslararası örgütlerde reformlar yapılması zorunlu bir şey. Konuyla ilgi China Daily’de çıkan  yorumda söz konusu üç neden ayrıntılı olarak inceleniyor.

Birincisi, birçok ülke uluslararası örgütün 75. yıl dönümünü reform ihtiyacını kabul ederken, iyi çalışmasını tebrik etti. İkincisi, birçok ülke, devam etmekte olan koronavirüs salgının uluslararası iş birliğinin zorlayıcı bir onaylanması olarak göstererek, ayrıca küresel konularda çok taraflılığa bağlı olduklarını ifade etti. Üçüncüsü, ancak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi Başkan Donald Trump’ın ağzından, kürsüyü örgütü kötülemek ve özel olarak Çin’e saldırmak için kullandı.

Tipik bir ABD seçim yılında, her zaman sert geçen yarış ve kutuplaşma düşünülürse, adayların birbirlerinden oy çalmak amacıyla sıkıştırmak için kullandıkları her konu için normal nezaket ve diplomasinin kurban edilmesini bekleyebiliriz. ABD başkanları dış politikada neredeyse kontrolsüz güçleri nedeniyle çok güçlüdürler ve bir başkan Trump gibi ülke içinde mücadele veriyorsa, kendisinin dış politikada gücünü göstermeye başvurması beklenmedik bir şey değildir.

Tek sorun şu ki, Amerika karşılaştırmalı olarak, bir zamanlar olduğu kadar güçlü değil. Kesinlikle ABD hâlâ dünyadaki en güçlü ülke ama Covid-19 ve salgın sırasında hızlanan yönetişimdeki geniş ve derin sistemik başarısızlıklar, birçok önde gelen kişinin ülkenin karşı karşıya olduğu en varoluşsal tehlikenin kendi kendine yarattığı tehlikeler olduğu sonucuna varmasına şahit oldu.

Yeni Bir Dönem

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping sık sık “yeni bir döneme” işaret etti; bu Çin’in büyük bir ülkeden büyük bir güce dönüştüğü bir yeni dönem ama Xi ayrıca tanımı daha geniş bir anlamda da kullandı. Hemen hemen herkes salgının tek başına yeni bir dönemin sinyalini veren açık bir eşik olduğunda uzlaşırken, çok taraflılık da kritik bir eşiğe ulaştı. Bu, Xi’nin BM Genel Kurulu’nda 22 Eylül’de yaptığı konuşmada açıkça belirtildi.

Xi konuşmasında, BM ve diğer uluslararası örgütlere Çin’in desteğini bir kez daha belirtti ve salgını bitirmek için küresel iş birliği çağrısında bulundu, küresel aşı stratejisine Çin’in yardımını önerdi ve daha fazla Güney-Güney iş birliği ve gelişmekte olan ülkelere eşit davranılması çağrısı yaptı.

Çin’in önde gelen aydınlarından Yu Keping, 2009’da Çin’in tipik olarak uluslararası örgütlere özerklikten vazgeçmek için değil, özerklik yaratmak için katıldığını belirtti. Elbette en ilgi çekici olan şey, diğer ülkelerin, özellikle ABD’nin Çin’in bu örgütlere katılmasına, bu katılımın bir şekilde Çin’in yükselişini kontrol altına almaya yardım edeceği ve her şeyden önce Amerikan gücünü koruyacağı anlayışı ile izin vermeleridir.

Bu çabalara rağmen Amerikan gücünün gerilediği ve Çin’in küresel olarak daha çok bütünleşirken, egemenlik ve özerkliğini koruması ve güçlendirmesi, Washington’ınki işe yaramazken Beijing’in stratejisinin işe yaradığını gösteriyor. Dolayısıyla, Trump’ın çok taraflılığa karşı olması, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığını ve benzerini, zamanın dışında kalmış bir adamın belirtileri olarak görebilirken, ABD’nin artık kendi ulusal çıkarları için manipüle edemeyeceği bir sistemi daha az sevmesi şaşırtıcı değil.

Yeni Küresel Gerçekler

Bu bizi Trump’ın konuşmasındaki en akıl almaz eleştiriye getirir, yani BM’nin otoriter hükümetlere karşı çok hoşgörülü hale geldiği eleştirisine. ABD hükümetinin tarihsel olarak dış politikasında otoriter olması bir doğru değil mi?

ABD’nin tarihsel olarak BM’yi her ne pahasına olursa olsun kendi gündemini uygulamak için manipüle ettiği doğru değil mi? Tarihçi Arthur Schlesinger’in dış politikadaki yetkileri dikkate alındığında “emperyal başkanlık” diye tanımladığı ABD Başkanlığının BM’nin kurulmasından sonra Soğuk Savaş’ta otoriter biçimlerde çalıştığı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu kadar zaman sonra ve hatta şimdi tek taraflılığa utanmaz biçimde daha fazla başvurarak çalıştığı doğru değil mi?

Dolayısıyla, Trump’ın açıkça Çin’e yönelttiği eleştirisinin aslında ABD’nin kendi BM ile tarihi için doğru olması eğer ironik değilse, garip biçimde uygun değil mi? Yu’nun Çin’in uluslararası kuruluşlara girme ve desteleme nedeni ile ilgili gözlemi kısmen hala doğru ama bazen diğer kesimlerden gelen Çin’in uluslararası örgütlerde aktif liderlik rolü üstlenmediği eleştirileri artık doğru değil.

Çin’in, ABD yapmazken, çok taraflılık ve BM dâhil uluslararası sistem için siper olmayı önererek bir liderlik rolünü benimsediği açık.

Ek olarak, Çin bu örgütlerde gelişmekte olan ülkelere daha fazla adil davranılması gerektiğini ileri sürdü. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri arasındaki tek gelişmekte olan ülke olarak, yeni küresel sağlık güç merkezlerinden biri olarak, yeni teknoloji ve yeniliğin ve dışarı giden doğrudan yabancı yatırımın önde gelen kaynağı olarak ve Asya Altyapı Yatırım Bankası’na (AAYB) ev sahipliği yapan ülke olarak, Çin’in hem kurallara göre oynama hem de küresel salgın sonrası toparlanmaya ve kalkınma ihtiyaçlarına katkıda bulunmaya istekli olması, aynı zamanda ABD’den gelen şeylerle sert bir karşıtlık içindeyken, dünyadaki birçok ülkeye cazip gelmelidir.

Reform İhtiyacı

BM ve diğer uluslararası örgütlerde reformlar yapılması zorunlu bir şey. BM’nin kendisi 2. Dünya Savaşı’nın sonunda var olan çok farklı jeostratejik şartlarda kuruldu ve ABD sonunda dünyanın tek süpür gücü haline gelirken, bu pozisyon giderek zayıflıyor. Bu, sistemin, küresel ısınma ve büyük güçler rekabetinin ortaya çıkışının yanı sıra devam etmekte olan salgın tehlikesi ve muhtemelen daha da gelecek olan daha fazla tehlike de dâhil, yeni küresel gerçeklikleri yansıtmak için temelden reforme edilmesi gerektiğini söylemektir.

Çin’in çok taraflılığa bağlı, kilit bir amaç, doğmakta olan büyük bir ülke olarak bu örgütlerde reform yapma konusunda oynayacağı birçok önemli rol olduğu açıktır. Olumsuz tarafta, ABD’nin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) için önerdiklerinde gördüğümüz gibi ya ikiyüzlü ya da BM ve diğer örgütleri herkesten çok kendi çıkarlarına öncelik verecek bir şekilde değiştirmeyi hedefleyen reform önerilerine uluslararası direnişin örgütlenmesini içermelidir.

Çin Reformun Küresel Lideri

Olumlu tarafta, Çin’in, daha iyi yönetişim, barış ve güvenlik için bu örgütlerde reform yapılmasına yardım etmek için küresel bir liderlik üstlenmesi gerekiyor. Bunun için, bu çabalara dış politikasında öncelik vermeli, diğer ülkelerle danışma ve konsensüs sağlamak için çalışma gruplarında buluşmalı, ardından uluslararası örgütler üzerinden diplomatik ve demokratik olarak sonuçlar almaya çalışmalı ve bunların etkin biçimde uygulandığını garanti etmelidir.

Ve her şeyden önce bunları yapmalıdır, çünkü dünyada başka hiçbir ülke büyük örgütler ve bürokrasilerde reform yapmanın zorlukları konusundan Çin kadar tecrübeli değildir. Çin kelimenin gerçek anlamıyla reformun küresel lideridir.

Eğer Çin’in reform ve dışa açılma sürecindeki deneyimine bakarsak, başka hiçbir ülke bu tür bir iş için benzer bir güç göstermemiştir. Tersine, her şeyden önce ABD ve daha az ölçülerde Japonya dâhil diğer önde gelen ülkeler kendilerini bile reforme edemedikleri için gerileyen konumlara saplanmışlardır. Dolayısıyla bu anlamda, Çin, reformlara liderlik edilmesine yardım edecek kapasite, fırsat ve sorumluluğa sahiptir. (Kaynak:  Josef Gregory Mahoney / China Daily)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.