Çin’de Okuyan Türk Öğrencinin Covid-19 Deneyimi

Covid-19  salgını ekonomik  ve sosyal yaşam  üzerinde sarsıcı  etkiler bıraktı. Salgından en çok etkilenen alanlardan  biriyse eğitimdi. Okullar kapandı. Öğrenciler, bir daha ne zaman döneceklerini bilmeden dershanelerinden ve okul arkadaşlarından ayrıldılar.

Emre DEMİR (China Today Türkiye)- Ocak sonu  itibariyle  Çin  kapsamlı kilitlenmelere giderken, yaklaşan Bahar Bayramı tatili öncesinde  pek çok öğrenci kampüslerinden ayrılmış, yabancı öğrencilerin büyük kısmı ülkelerine  dönmüştü. Bazı öğrencilerse  kampüslerinde kalmayı seçti. Zuhal Fidan Peking Üniversitesi Yenching  Akademi  Programı’nda Çin  Çalışmaları alanında  master eğitimi alıyor.

Özellikle  toplumsal  cinsiyet ve medya çalışmaları üzerine araştırmalar yapıyor ve bu kapsamda Çin dizilerinde toplumsal cinsiyetin yansımasıyla ilgileniyor. Zuhal, Covid-19 salgınıyla ilgili haberleri ilk duyduğunda Türkiye’ye  dönüp  dönme- me noktasında tereddüt yaşadı. Salgın ne kadar yayılacaktı? Pekin’e ulaşır mıydı? Eğer salgının ölçeği genişlerse, yerinde kalmak mı, yoksa Türkiye’ye gitmek için yollara düşmek mi daha akıllıca olurdu?

Neden Pekin’de kaldı, neye güvendi?

O  günleri  yaşayan  pek  çok  kişi gibi, bu soruları  kafasında  ölçüp tarttıktan ve ailesiyle istişare ettikten sonra, Zuhal Çin’de kalmaya  karar  verdi. Salgının en başından  beri tüm süreci Pekin’de geçirdi. Ailesi Türkiye’de  endişeyle  Çin’deki gelişmeleri izliyordu. Covid-19’un bir “Wuhan,  Çin ve Asya salgını” olarak görüldüğü günlerde, bilhassa yabancılar böyle bir ikilemle  karşılaştı:  Hayatlarını kurdukları, çalışıp kariyerlerini  sürdürdükleri Çin’de mi kalacaklardı, yoksa binlerce kilometre uzaktaki memleketlerine, geri dönüş bileti şimdilik olmayan belirsiz bir yolculuğa mı çıkacaklardı? Herkes  bireysel  ve ailevi şartları  gereği farklı kararlar almak durumundaydı.

“Pekin’de  kalmaya karar  verdim, çünkü  özellikle  kampüs  ortamında kalmak bana güvenli  geliyordu.”Zuhal Fidan böyle açıklıyor kalma gerekçesini  ve ekliyor: “En  iyisi olduğumuz  yerde  kalmaktı. Okul  idaresi  de zaten  gerekli  önlemleri alır, biz de dikkatli  olmaya çalışırız diye düşündük. En başta bir belirsizlik süreci olsa da, ardından okul idaresi  hemen farklı birimler arasında küçük gruplar (xiaozu) kurdu. Kimin kiminle temasa geçeceği belirlendi.  Yurtta  kalan  öğrencilerle  ilgilenen  bir hocamız  vardı. Üniversite  personelinden sadece  kampüste olması  zorunlu  olanlar  kampüsten çalışıyordu, onun dışında evden çalışmaya geçildi.”

Zuhal,  Bahar  Bayramı’yla salgının kesişmesine dikkat çekiyor. Çinli öğrencilerin çoğu yarıyıl tatili (13 Ocak-17 Şubat) ve Bahar  Bayramı  (25 Ocak)  nedeniyle evlerine dönmüştü. Salgının hemen öncesinde  kampüs  zaten  sessiz ve izole bir yerdi. Bahar Bayramı geldiğinde, milyonlarca  insanın  memleketlerine dönmeleri nedeniyle, Pekin gibi mega şehirlerin  nasıl “hayalet şehirlere” dönüştüğünü bilen bilir.  Bahar  Bayramı,  seyahatler  açısından  salgının  yayılımı anlamında Çin’in dezavantajı  olmuşsa  da, nüfusu  evlerine sabitlediği ölçüde salgının kontrolünü kolaylaştırmıştır.

Makro planlama, mikro mücadele

Salgın sırasında, üniversitede kalan öğrencilerin güvenliğinin korunması için üniversitedeki kantinlerde  sıkı denetim uygulandı

Peking Üniversitesi’nde 7 Şubat’tan itibaren  kapalı yönetime (fengbi) geçildi. O dönemde tüm birimler, siteler, mahalleler, köyler, kendi içinde kabuğuna  çekiliyordu. Kapılar kapandı, giriş çıkışlar kayıt altına alındı. Pekin’in tarihi hutong sokaklarının  girişleri kapatıldı.  Çin’de salgının kontrol  altına alınmasının  anahtarlarından biri de buydu. Mahalli düzeyde müthiş bir seferberlik  hali vardı. Makro planlama,  mikro düzeyde mücadeleyle yürütüldü.

Zuhal  bu dönemde kampüste  tam 7 ay kapalı kaldıklarını söyleyip şunu ekliyor “Bu kapalılık hali herhalde bir ay, iki ay sonra geçer diyorduk ama aylarca sürdü. Tuhaf bir alışkanlık haline geldi. ‘Tamam biz bundan sonra böyle devam edeceğiz herhalde’ dedik. 7 ay kapalı kaldık. Ancak zorunlu bir işimiz varsa belli kurallar çerçevesinde çıkışımıza müsaade  ediliyordu. Vakalar azaldıkça ve Pekin’de ardı ardına gelen günlerde sıfır vaka görülünce şehirde nispeten serbestlik başladı. Tabii Peking  Üniversitesi’nde süregelen  ayrı bir hassasiyet  vardı. Tahminimce Çin’in önemli  eğitim  kurumlarından biri olan böyle bir okulda tek bir vaka dahi görülsün istenmiyordu.”

Wuhan  tahliyesini izlerken neler hissetti?

Çin’de yaşayan Türk vatandaşları  için salgının önemli anlarından  biri Wuhan  tahliyesiydi. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait Koca Yusuf uçağı Wuhan’daki  Türk  öğrencileri  başarılı bir operasyonla  Türkiye’ye götürdü.  Türkiye’nin pek çok ülkeden önce, Çin makamlarıyla  koordinasyon halinde bu tahliyeyi gerçekleştirmesi dikkate değerdi.

Zuhal, Wuhan tahliyesini izlerken tuhaf duygular içinde olduğunu söylüyor: “Aslında ailemin bu konuda neler hissettiği önemliydi. Pekin’de  de böyle bir tahliyenin  gerçekleşmesini beklediler.  Sonra  yetkili makamlarca buna  gerek  olmadığı anlaşıldı. O günlerde  diğer bazı yabancı arkadaşlarım kendi ülkelerinin  büyükelçiliklerini eleştiriyorlardı. Ancak Türk Büyükelçiliği’ni aradığınızda sizinle ilgileneceklerini ve bir mesaj  attığınızda  geri döneceklerini bilmek  insana  çok güven veriyor. Diğer yandan o dönemde ülkelerine  dönen bazı Türk ve yabancı arkadaşların daha  sonra  Çin’i özlediklerini de biliyorum. Çünkü normal yaşamları, rutinleri  alt üst oldu. Bu durum  bir yarıda kalmışlık hissi yaratmış  olmalı. O açıdan kendimi bir anlamda  şanslı hissediyorum; evet uzun süre kampüste  kapalı  kaldım  ama  yaşamım daha  düzenli  ve belirli bir halde  ilerledi.  Üstelik  o kasvete  rağmen  kampüsümüz bahar aylarında çok güzeldi. Yani bir bina içinde kapalı kalmadık. İmparatorluk yadigarı harika bir bahçemiz ve Çin genelinde  meşhur  ‘İsimsiz Göl’ (Weiminghu) adı verilen bir gölümüz var.”

Bir hocamız market alışverişimizi yapıyordu…

Peking Üniversitesi’nin Weiming Gölü

Salgının  ekonomik  ve sosyal etkileri  üzerinde  çok duruluyor, lakin işin bir de psikolojik boyutu var. Özellikle ülkesinden  binlerce  kilometre  uzakta  bir pandemiye  yakalanmış yatılı öğrenciler  için, salgının psikolojik etkileri çok kritik bir konu. Bu noktada  okul idaresinin  kendilerine psikolojik destekte bulunup  bulunmadığını  merak ediyorum. Şöyle yanıtlıyor Zuhal: “Bizimle ilgilenen, mesaj atan  bazı hocalarımız  oldu. Bizi sürekli takip eden bir hocamız vardı, onun desteğini görmek bu süreçte  önemliydi.  Bir sıkıntımız olduğunda  ona  hemen ulaşmamız  mümkündü. Çok sık geliyordu ve market  alışverişimizi yapıyordu.  Yemekhaneler açıktı, ama  tam  kapasite çalışmıyordu.  Yemek  bulma  anlamında   sıkıntı  yaşamadık. Okul yemek tedarikine çok özen gösterdi.  Ben zaten  Bahar Bayramı tatili öncesi mekanlar  kapalı olur diye hazır Çin eriştesi (fangbianmian) stoklamıştım  ama onları yememe gerek kalmadı, genelde  yemekhaneye  gidiyordum.  En azından  benim yemekhane  yemekleriyle aram iyiydi. Bazı arkadaşlarım yemekhane  yemeklerini  çok yağlı ve sağlıksız buluyorlardı. Çin’de çok yaygın olan dışarıdan  yemek sipariş etmek  (wai- mai) de aylarca mümkün  olmadı. Bazı arkadaşlarımın bu sebeplerden ötürü sıkıntı yaşadıklarını eklemem gerek.”

Zuhal geriye dönüp baktığında  ömür boyu unutamayacağı bir süreçten geçtiğini biliyor. Bu sürede tüm dünyada pek çok klişe çürüdü,  önyargılar  boşa  çıktı. “Olağanüstü zamanlar- da kimse istisna değil” diyor Zuhal:  “Bu tip salgınlar bir tek Çin’de yaşanmıyor, işte gördük  ki bir şekilde yayılıyor diğer ülkelere.  Bazı kalıplaşmış düşünceler var: ‘Ya ne yiyorlar da bu olay Çin’de çıktı!’ Öyle değil aslında. Başka bir ülkeden farklı bir şekilde de çıkabilirdi. Gelinen  noktada  Çin birçok ülkeden  daha  etkili ve hızlı bir şekilde  salgının kontrolünü sağladı. Açıkçası ben hiçbir zaman  burada  güvende olmadığımı düşünmedim. İnsanların tavırları, alınan önlemler  beni her zaman güvende hissettirdi.  Sonraki zamanlarda ailem ve arkadaşlarım da ‘Galiba sen orada  daha güvendesin, en iyisi orada kal’ demeye başladılar.”

Çin yaz başlarında salgını kontrol altına aldı. Ülkenin  kuzeydoğu sınır şehirlerinde ve Pekin’de Şinfadi toptan pazarında çıkan yeni vakalar. ikinci bir dalgaya dönüşmeden engellendi. Ancak Covid-19 küresel ölçekte hızla yayılmaya devam etti. Türkiye, salgının ilk günlerini başarıyla idare ettikten ve ilk vakayı nispeten geciktirdikten sonra, yaz mevsiminde yeni vakalarda artış gördü. Çin’de yaşayan Türk vatandaşları, kendilerini güvende hissederken, bu kez aileleri için endişe etmekteydi. Bu yönüyle aslında salgını iki kez yaşamış oldular! Zuhal son olarak Peking Üniversitesi’ndeki mevcut duruma dair bilgiler veriyor. 1 Eylül’den itibaren lisans öğrencilerinin, 15 Eylül’den itibaren yüksek lisans öğrencilerinin okula döndüğünü belirtiyor:

“Tabii okula dönenler,  Çin’de yaşayan öğrenciler. Yabancı öğrenciler hala heyecanla bekliyor. Her gün WeChat gruplarında bunları konuşuyoruz, hangi ülke vatandaşlarının Çin’e dönüşleri mümkün filan diye. Geçenlerde geçerli oturma izni olanlara  dönüş izni çıktı ama öğrenciler  bu gruba dahil edilmedi. Bu durum kampüslere gösterilen itinayla alakalı olmalı. Şu an kampüsümüz epey kalabalık, yemekhanelerde gene uzun sıralara girdiğimiz günler başladı, sosyal mesafe de pek kalmadı diyebiliriz. Eski normale  dönüldü.”

Söyleşimizde Zuhal’in son sözleri, Çin’de eğitim düşünen Türk öğrencilere öneriler  oluyor: “Burada  hiçbir Türk arkadaşımdan gelip de pişman olanı duymadım. Gelip keşfetsinler. Keşfetmenin, yeni şeyler öğrenmenin hazzını yaşasınlar. Bu duyguyu yaşamak çok güzel. Markette küçük bir etiketi okuma çabası bile heyecan verici. Bir kere bu kültürü  tanımaya  başladıysanız bence zaten  öğrenmenin peşini bırakmazsınız.”



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.