Yunanistan’ın En Büyük Yatırımcısı Çin

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Çin’in yükselişini ve Doğu Avrupa’daki etkisinin artışını kontrol altına almak için haziran ayında AB-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) diyaloğu önerdi.

17 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi (CEEC), 2012’de ekonomik kalkınmalarını geliştirmek için Çin ile “17+1” platformunu imzaladığı zaman Borrell Çin’i “borç tuzağı”nı kullanmakla suçladı. Borrell ayrıca Asya gücü koronavirüs salgını ile mücadele için bazı ülkelere tıbbı malzeme gönderdiği zaman da Çin’i “maske diplomasisi” kullanmakla itham etti.

Ancak, Borrell’in önerisi Atlantik’in öteki yakasında son zamanlara kadar pek dikkat çekmedi. Bazı Batılı politikacılar Çin’deki “liberal olmayan” gelişmeleri Çin’in büyüyen gücünü boğmakta destek bulmak için kullanıyorlar.

Muhtemelen bazı üyeleri rekabeti ve etkiyi Çin’e kaptırdıkları için, diyaloğun canlandırılması AB’de yeniden kıymete bindi. Asya’nın ekonomik dinamosu, gelişmiş makine ve diğer ekipmanları üretme gücüne sahip, böylece Avrupa’da özellikle Almanya’da üretilen bu ürünlere bağımlığını azaltıyor. Örneğin Siemens gibi Alman firmaları, Çinli üreticilerin rekabeti nedeniyle sadece Çin’deki pazar paylarını değil başka yerlerdeki pazar paylarını da kaybediyor. Bu anlamda, diyaloğu canlandırmak Çin’in yüksek teknoloji üretimindeki ilerlemesini yavaşlatmak için bir adım olabilir.

ABD belki de, başkanın Covid-19 salgınını kontroldeki başarısızlığı, savaşta öldürülen askerleri “ezikler ve asalaklar” olarak tanımlaması ve batan bir ekonomi nedeniyle, Donald Trump’ın anketlerde Demokrat başkan adayı Joe Biden’ın arkasında kalmasından motive olmuş olabilir.

Toplantıdan iş birliği çıktı

Trump’ın kendini beğenmişliği ve salgını yönetmedeki kabiliyetsizliği 7 milyondan fazla Amerikalının virüsü kapmasına ve 200 binden fazlasının ölmesine neden oldu. İnsan kayıplarının üstünde, ABD ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 32’den fazla daraldı. “Çin kartı”nı oynamak dikkatleri başkanın başarısız politikalarından uzaklaştırmanın etkili bir yoluydu. Ancak, Çin konusunda AB-ABD diyaloğu, dünyanın ekonomik gerçeklikleri nedeniyle ilgi çekmez.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB dönem başkanı Almanya’nın Şansölyesi Angela Merkel, diyaloğun canlandırılması haberlerinden sadece birkaç gün önce Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile online bir zirve yaptı. Toplantı AB ve Çin’in çatışmadan çok iş birliği yoluna girdiklerini gösterecektir.

AB muhtemelen Çin’le, ABD ile olduğundan daha fazla ortak yöne sahip. İkisi de küreselleşmeyi savunuyor, ABD’nin kaçındığı iklim değişikliği ve diğer sorunları ele almak istiyor. Örneğin, Almanya ve Fransa Trump yönetiminin İran’a yaptırımların yeniden konması “ani-tepkisi”ne karşı çıkmakta Çin ile birlikte davrandı.

Büyüklük ve para da önemli. AB ve ABD, dünyayı Covid-19’un neden olduğu durgunluktan çıkarma konusunda onlara öncülük edebilecek tek ülke olduğunu biliyor. Çin’in 1,4 milyarlık büyük iç pazarı büyük miktarda ürün satın alabilir ve AB ile ABD’de büyük yatırımlar yapabilir.

Borrell AB üyelerinin hepsi adına konuşmuyor

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 27 Eylül-2 Ekim arasındaki İtalya, Vatikan, Yunanistan ve Hırvatistan ziyareti ile ilgili haberleri değerlendirirsek, Çin karşıtı mesajının ilgi çekmediğini, haklı olarak çekmemesi gerektiğini de söyleyebiliriz. Papa kısmen Çin ile yakınlaşmaya zarar vermemek için, onunla görüşmeyi reddetti.

Diplomat’ın 22 Eylül tarihli haberine göre, Çin ve Vatikan bu yılın sonu gibi erken bir tarihte diplomatik ilişki kurabilir, çünkü iki taraf hassa konular üzerinde bir anlaşmaya vardı (yani Papa Fransis Çin hükümetinin 7 piskopos atamasını kabul etti).

Portekiz Pompeo’nun ziyaret ettiği ülkeler arasında değilken, ABD’nin Portekiz büyükelçisine Çin yatırımları konusunda kendi işine bakmasını söyledi. Portekiz Devlet Başkanı Marcelo Rebelo de Sousa ülkesinin hangi ülke ile iş yapacağına kendi başına karar verebileceğini söyledi. Aslında, ABD büyükelçisinin “ya bizimlesiniz ya da bize karşı” mesajının tonu tehdit edici ve küçümseyiciydi.

İtalya ile Hırvatistan Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin katılımcıları; onların da, konu gündeme gelirse, Pompeo’nun Çin’den “kopma” baskısını reddetmeleri sürpriz olmaz. Çin’den uzaklaşmak, ülkelerin çok ihtiyaç duydukları fonlar ve ticarete mal olabilir, özellikle ne AB ne de ABD yardıma gelme gücünde ve niyetinde olmadığı bir zamanda.

Pompeo’nun Yunanistan ziyaretinin amacı Yunanistan-Türkiye gerginliğini gidermekti ve Çin’le ilgili değildi. Fakat eğer Pompeo Yunanistan’dan Çin’den “boşanmasını” isterse. Helenik ülke muhtemelen öneriyi geri çevirecektir, çünkü Çin Yunanistan’da büyük bir yatırımcı.

Sonuncu ama son derece önemlisi, AB dış politikada son söze sahip değil, üye ülkeler son söze sahip. Borrell açıkça AB üyelerinin çoğu adına konuşmuyor.

Bu bağlamda Çin konusunda AB-ABD diyaloğu muhtemelen “işe yaramaz” çünkü Çin’e karşı durmak için ABD’ye katılmak eğer hepsi için değilse bile, AB üyelerinin çoğunun ulusal çıkarlarına zarar verir. 18. Yüzyıl Britanya devlet adamı Lord Palmerston’un belirttiği gibi, ulusların daimi dost ya da düşmanları yoktur, sadece sürekli çıkarları vardır. (Kaynak: Ken Moak / CGTN )



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.