Zhang: BM Kararları Bağlayıcı Değil

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Üçüncü Komitesi’nin bu hafta yapılan genel görüşmeleri sırasında Çin’in BM Daimi Temsilcisi Zhang Jun, 26 ülke adına Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer Batılı ülkeleri eleştiren ortak bir bildiri sundu. Bildiri özellikle süren insan hakları ihlallerini eleştirdi, tek taraflı önlemlerin derhal ve tamamen kaldırılmasını istedi ve sistemik ırkçılık konusunda büyük endişe duyulduğunu belirtti.

Covid-19 salgınını yenmek için küresel dayanışma ve uluslararası iş birliği gerektiğine dikkat çeken Zhang, “Ancak, BM Sözleşmesi’nin amaçlarına, ilkelerine ve uluslararası hukuka, çok taraflılığa ve uluslararası ilişkilerin temel normlarına aykırı olan tek taraflı zorlayıcı önlemlerin uygulandığına tanık oluyoruz.” dedi.

Zhang, ek olarak, tek taraflı zorlayıcı önlemlerin kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler dâhil zayıf insanlar üzerinde ciddi olumsuz etkileri olacağına dikkat çekti. Salgın bağlamında, yaptırımlar ve diğer zorlayıcı önlemler, Venezuela ve İran ile birkaç ülkede zaten görülen, kilit tıbbi desteğe ulaşımı kısıtlıyor.

Bildiri sadece BM Sözleşmesi’ndeki BM’nin kurucu ilkeleri ile değil, aynı zamanda ülkelerin Covid-19’a tepki verme gücünü zayıflatan yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve İnsan Hakları Yüksek Michelle Bachelet dâhil üst düzey yetkililerin önerilerine de mükemmel biçimde denk düşüyor.

Ama Batılı ülkeler bu bildiriyi ya göz ardı edecekler ya da imzacılarına bakarak, siyasi amaçlı diye sunacaklar. Angola, Antigua, Barbuda, Belarus, Burundi, Kamboçya, Kamerun, Çin, Küba, Kuzey Kore, Ekvator Ginesi, Eritre, İran, Laos, Myanmar, Namibya, Nikaragua, Pakistan, Filistin, Rusya, Saint Vincent ile the Grenadinler, Güney Sudan, Sudan, Surinam, Suriye, Venezuela ve Zimbabve.

Bildiri, anlaşmazlıkların ürünü

Bu ülkelerin çoğu en azından bir düzeyde Batı’nın müdahalesini ya da zorlayıcı önlemlerini yaşıyorlar ve bu yüzden, bildiri biraz Batı’nın neden olduğu anlaşmazlıkların bir ürünü olarak yorumlanacaktır. Ama birinin o meşhur kural dışı ülkeleri, eğer kendileri yapmazsa, sorumlu tutması gerekir. Örneğin, eğer Avrupa ülkeleri Amerika’daki polis şiddetine karşı seslerini çıkarmaktan korkuyorlarsa, bu polis şiddetinin maddi bir gerçek olmadığı anlamına gelmez.

Bu gerçek insan hakları endişelerini, bunların gerçek içerikleri ile ilgisiz önemsiz şeylere dayanarak inkâr etmek mantıksızdır ve bunların temelindeki kavramları zayıflatır. Her şeyden öte, güneşin doğudan doğup batıdan battığını, bunu söyleyen kişiye güvenmediğimiz ya da onu sevmediğimiz için inkâr etmek uygun olur mu? Eğer bizim çıkarlarımıza uymuyorlarsa matematiksel gerçeklerden vaz mı geçeceğiz?

Örneğin, ne “Siyahların Hayatı Önemlidir ” sözünün ne de “Yaptırımlar Öldürür” sözünün gerçekliği, onu söyleyenin kim olduğuna bağlıdır. Birincisi kendiliğinden bellidir ve ikincisi kanıtlarla o kadar desteklenmiştir ki, buna ciddi biçimde karşı çıkmaz faydasızdır.

İnsan hakları konusunda sorumlulukla ilgili açık çifte standarda ek olarak, ayrıca “uluslararası toplumu” aslında kimin oluşturduğu konusunda ciddi bir taraflılık var. Batı’da bu genellikle ABD ile müttefikleri anlamına geliyor ve dolayısıyla uluslararası forumlarda ele alınan hiçbir şey, bunlar tarafından bir şekilde desteklenmedikçe gerçek uluslararası uzlaşma olarak görülemiyor.

BM Kararları bağlayıcı değil

Gerçekte, “uluslararası toplum” kesinlikle bu adın ima ettiği şey anlamına gelir (dünya ülkeleri). Ve BM üyelerinin çoğunun konsensüsü temelinde işlerin nasıl ele alındığına baktığımızda, BM Genel Kurulu bunun güzel bir örneğidir, gerçek uluslararası konsensüsün Batı’nın resmettiğinden çok farklı olduğunu görürüz.

Aslında, ABD ile yakın müttefiki İsrail BM Genel Kurulu’nda en fazla eleştirilen ülkeler. Bu konuya Batı medyasında çok seyrek değiniliyor ve sınıflarda asla bahsedilmiyor.

ABD’nin yakın müttefikleri tahmin edilebilir bir çizgide oy veriyor ya da çekimser kalıyor ve BM kararları bağlayıcı olmadığı için, hiçbir sorumluluk da söz konusu değil. Ancak bu çeşitli kararlarda yansıtılan duyguların gerçek olmadığı anlamına gelmez. Bunlar çok gerçek ve unutulması neredeyse imkânsız.

Güç hakikatin yerine geçiyor, çünkü bu hakikatlerde yansıtılan çelişkiler bilinmeyince çözülmüyor. Nihayet, çelişkiler o kadar bunaltıcı hale gelecek ki, onları göz ardı etmek mümkün olmayacak.

Bir hafta içinde sağ kanat teröristleri destekleyen ve Amerikalılara, 210 bin Amerikalıyı öldüren ve kendisinin de yakalandığı yeni koronavirüsten korkmamalarını söyleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın tuhaflıklarını gören ABD ile müttefikleri arasında bunun her gün yaşandığını görüyoruz.

Dönüp kendilerine bakmaya başlayan bazı Batılı ülkeler güçsüzlükle geri otururken, Çin ve 25 diğer ülkenin Batılıların yuvarlak konuşmasının ötesine geçip, ABD ile diğer Batılı ülkelerin aslında insan haklarını ihlal ettiklerini ve bunun yüzünden sorumlu tutulmaları gerektiğini söyleme cesaretine sahip olması takdire şayan.
(Kaynak: Bradley Blankenship / CGTN)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.