- 27 Kasım 2025
- Yayınlayan: Kerem Kofteoglu
- Kategori: Son Yazılar
Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong’un ev sahipliğinde gerçekleştirilen Çin’in Yönetim Anlayışına Yakından Bakış, Çin Deneyimleri Üzerine Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Altay Atlı, “Şimdi üç kez kazan-kazan-kazan dönemindeyiz” dedi.
Gazeteci Mehmet Ali Güller’in yönettiği son panelde Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Barış Doster, Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi Altay Atlı, Gedik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sibel Karabel ve İstanbul Aydın Üniversitesi Çin Araştırmaları Merkezi Araştırma Müdürü Dr. Elif Kaya konuşmacı olarak katıldı.
Çin’e çok kez hem akademisyen hem de iş dünyasının temsilcileriyle gittiğini hatırlatan Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Altay Atlı ekonomik ilişkileri yerinde gözlemleri şansına sahip olduğun belirterek şunları söyledi: “Kuşak ve Yol’dan dolayı ortada farklı beklentiler var. Bence üç kere kazan-kazan- kazan formülü olabilir. Kuşak ve Yol’da Türkiye nerede duracak? Bunun içerisinde Çin nerede, Avrupa nerede, Amerika nerede? Bunları düşünüp üç kazan formülünü işletmemiz gerekiyor. Bir otomobil firması Manisa’da bir yatırım yapacağını duyurdu. Bu işten Türkiye, Çin ve Avrupa da kazanabilir. Çinin bu alandaki gücü, Türkiye’nin yakınlığı Avrupa’nın da işine yarayabilir. Mevcut durumda ikili ticarete açığımız var. Bunu ortaya sorun olarak koyarsak fazla yol alamıyoruz. Nereye baksak orada Çin malını görüyoruz. Ticaret açığı bunların artmasından olmuyor. Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalatın büyük çoğunluğu, ağırlıklı olarak Türkiye’nin kendi üretimi için ihtiyaç duyduğu aramalı ürünler ve makinelerdir. Aynı kalite ve fiyatı daha ucuz bir parçayı Çin’den getirmek Türk ticaretinin zararına olamaz. Şimdi Çin’den yatırımları artıracak yeni projeler gündemde. Bunların sayısını arttırmalıyız. Bunları üç kazan formülüne göre planlamamız gerekiyor.”
“Herkesin kazanacağı modeller var”
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biz Asyai bir bir milletiz. Bunun büyük devrimcinin tarihe düştüğü bir tunç yasası olduğunu vurgulayarak giren Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Barış Doster, şöyle devam etti: “Dünyada son yüzyılda jeopolitik dengeler değişiyor. Dünyadaki dengeler tahterevalli gibi, kuvvet merkezi batıdan doğuya, doğudan batıya kayıyor. Atatürk tarafından kurulan ülkede ne yazık ki kısa, orta, uzun vadede bir Avrasya politikası yoktur. Kurallarını ABD’nin koyup kurdurduğu kurumlara Kuşak ve Yol Girişimi, Asya Altyapı Yatırım Kalkınma Bankası ve BRICS gibi alternatif gelişmeler var. Dış sermaye, yabancı yatırıma muhtaç Türkiye’nin öne çıkan bu alternatifleri mutlak surette yakından izlemesi gerekiyor. Böylesi ittifakların ortaya çıkması, sadece Çin ve Rusya gibi büyük devletlerin değil, küçük ve orta ölçekli bölgesel aktörlerin de yararınadır. Özellikle Kuşak ve Yol Girişimi önemli hamlelerle bölge ülkelerinden giderek daha fazla karşılık buluyor. Böylesi bir dönemde, bu girişimler tüm bölgesel aktörlerin kazanacağı bir model olarak karşımıza çıkıyor.”
Çok kutupluluk tartışmalarının, ABD’nin ekonomik, askeri, ideolojik anlamda hegemonik güç olarak ortaya çıkmasıyla birlikte başladığını hatırlatan Gedik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sibel Karabel şöyle devam etti: “Çok kutupluluk klasik batının tahayyül ettiği klasik hegemonya anlayışının tam tersidir. Burada sınırlandırma ve sınıflandırmadan ziyade çoklu bir arada yaşamak, iç işlerine karışmama eşit egemenlik var. Türkiye, son yıllarda çok konuşulan stratejik özerklik politikasına da hizmet ediyor. Türkiye evet bir NATO üyesi Avrupa Birliği’yle hala gümrük birliği anlaşması var. Çok kutupluluk Türkiye için hem normal hem de bir orta güç olarak ekonomisinin dış politikasını çeşitlendirecek bir araç olarak önemlidir.”
“Dünya Bankası aracılığıyla Türkiye’ye kısa ve uzun vadeli kalkınma planları dayatıldı. Bunlar işe yaramadı sonuç alabilseydik gelişmiş olurduk” diyen İstanbul Aydın Üniversitesi Çin Araştırmaları Merkezi Araştırma Müdürü Dr. Elif Kaya şöyle konuştu: Çin ise kimseye hiçbir bir şey dayatmadı. Çin’i önemli yapan, farklı yapan şey bu. Çin’in zaten bir süper güç olma gibi bir derdi de olmadı. Çin bugünkü noktaya nasıl geldi? Planlar yaptı, pilot bölgeler belirleyip bazı uygulamaları burada kullandı. Elde ettiği başarıları yaygınlaştırıp, başarısızlıkları da revize etti. Beşeri sermaye yatırım yaptı. Türkiye aynı modeli birebir uygulamaya kalksa başarısız olur. Ama bu modellerin dinamik kısımlarını alıp kendimize uyarlayabiliriz.”