Koronavirüs, AB’yi çözülmenin eşiğine taşıyor

Salgın, çevreci politikalara tepkilerden tutun sınır kontrollerinin yeniden uygulanmasına kadar pek çok alanda gerilimi tırmandırıyor ve Avrupa Birliği’ni çözülmenin eşiğine taşıyor.

Covid-19 hikayesinin henüz başındayız ve salgının tüm sonuçları hakkında bir fikir yürütmek için hala çok erken. Guardian Gazetesi’nin haberine göre, Avrupa’da beliren altı olumsuz trendden bahsetmek mümkün. Virüs saldırmadan önce de mevcut olan bu eğilimler giderek güçleniyor ve AB karşıtı popülistlerin değirmenine su taşıyor. Bunları daha fazla ekonomik özerklik, daha güçlü sınırlar ve çevreci politikalara artan düşmanlık şeklinde özetleyebiliriz.

Deglobalizasyon

Covid-19 ulus ya da Avrupa çapında kendine yeterlilik talep edenlerin elini güçlendirdi. Salgından önce de deglobalizasyondan (küreselleşmenin geri çevrilmesi) ve arz zincirlerinin ülke içine taşınmasından bahsediliyordu. Bu biraz da siyasetten kaynaklandı: Donald Trump’ın korumacı politikalarının yanısıra Birleşik Krallık’ın sert bir Brexit’e gitmesi, uluslararası arz zincirlerini tehdit ediyordu.

Çin gibi gelişmekte olan ülkelerle zengin ülkeler arasındaki ücret farklarının giderek azalması, üretimin yurt dışına taşınmasının avantajlarını ortadan kaldırıyor. Şimdi de ilaç, tıbbi malzeme, hatta otomobil yedek parça arzının güvenliğine dair endişeler, Çinli şirketlere yönelik şüphelerle birleşerek, arz zincirlerinin ülke ya da Avrupa çapında özerkleştirilmesi gerektiği görüşünün gitgide daha fazla taraftar bulmasını sağlıyor.

“Önce Ülke” Siyaseti

Ulusal başkentlerin AB kurumları nezdinde gücü artıyor. Üye ülkeler, Brüksel’in elde ettiği geniş yetkilere tepkili. Kilit başkentler özellikle zor zamanlarda kendi otoritelerini kullanmaktan çekinmiyor.

Salgın sırasında da Avrupa Komisyonu 27 ülkeyi bir arada tutmakta ve Covid-19’a karşı verilen mücadeleyi koordine etmekte çok zorlandı. Sağlık, maliye, sınırlar gibi alanlarda temel yetkilerin hala ulusal hükümetlere ait olmasının yanısıra insanların bu tür zor durumlarda kendi ülkelerinin liderlerine bel bağlaması durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirdi.

Sınırların Sıkılaştırılması

AB, göçmen sayılarında önemli artışların yaşandığı 2015’ten bu yana Schengen bölgesinin dış sınırlarını güçlendiriyor. Bazı hükümetler, Schengen bölgesi içinde bile sınır kontrolleri uygulamaya başladı.

Salgınla birlikte yabancılara yönelik şüpheler arttı ve mart ayında AB’nin Schengen bölgesi ülkeleri dış sınırlarını gereksiz yolculara kapadı. Schengen bölgesi içindeki hareketlere bile yeni kısıtlamalar getirildi. Hükümetler, virüsü kontrol altına almayı başarsalar bile Schengen sınırlarını gevşetmek istemeyecek. Hastalığın yaygın olduğu bölgelerden gelen insanlara şüpheyle bakılacak. Bir çok politikacı, düzensiz göçmenler için hayatın iyice zorlaştırılmasından yana.

Çevreci Politikalara Tepkiler

Salgın, iklim krizini hafifletmek ve daha çevreci bir yaşam sürmemiz için geliştirilen politikalara yönelik muhalefeti tırmandıracak gibi görünüyor. Virüsten önce de İsveç Demokratları, Almanya’da AfD, Birleşik Krallık’ta Nigel Farage ve Fransa’da Sarı Yelekliler gibi popülistler, desteklerini artırmak için çevreci politikalara halkın düşmanlığını kullanıyordu.

Yaşam standartları ciddi bir şekilde düşen seçmenler, iklim değişikliğiyle mücadele için tasarlanmış tedbirlerin insanların iş imkanlarını ve gelirlerini daha da azaltmasına karşı çıkacak. Avrupalı liderler karbon salımlarının azaltılması planlarından vazgeçilmeyeceğini söylüyor ama durgunluk vurduğunda çevreci gündem, sanayi de dahil olmak muhtelif toplum kesimlerinin artan baskısıyla giderek zayıflayacak.

Doğu-Batı Gerilimi

Yıllardır Avrupa’da varolan doğu-batı ayrımı, Macaristan, Polonya ve zaman zaman diğer Orta Avrupa ülkelerinin AB’nin geri kalanıyla ihtilafa düşmesine neden oluyor. Düzensiz göçmenler ciddi bir çatışma nedeni oldu; bazı doğu ülkeleri göçmen almayı reddetti. Karbon salımlarının azaltılmasına ilişkin hedefler de ciddi bir gerilim kaynağı çünkü Orta Avrupa ülkeleri kömüre bağımlı. Ayrıca Polonya ve Macaristan, yargı ve medya bağımsızlığını göz ardı ettiği için diğer AB ülkeleri tarafından eleştiriliyor.

Covid-19 bu uçurumun daha da büyümesine neden oldu. Orta Avrupa ülkeleri, salgının en ağır darbeyi indirdiği güney ülkelerinden ötürü AB bütçesinden kendilerine ayrılan payın azaltılmasından korkuyor. Ayrıca Macaristan’da Viktor Orban’ın salgını fırsat bilerek ülkeyi kararnameyle yönetmeye başlaması, de fakto bir diktatörlük oluşturduğu endişelerinin giderek artmasına yol açıyor.

Kuzey-Güney Gerilimi

Virüs, Avrupa’da 10 yıl önceki euro bölgesi krizi sırasında beliren güney-kuzey çatlağının da giderek büyümesine neden oluyor. Almanya, Hollanda ve bu ülkelerin diğer kuzeyli müttefikleri, salgın sırasında çok zor günler yaşayan güney ülkelerine yardımda bulunmaktan kaçındı.

Koronavirüs AB’yi asimetrik bir şekilde etkiledi. Güney ülkelerinde, özellikle İtalya ve İspanya’da salgın sırasında çok daha fazla insan öldü. Krize daha yüksek bir borçlulukla yakalanan bu ülkelerin turizm sektörleri de ağır bir darbe aldı. Güney ülkeleri, kuzeyden en azından “euro-tahvil” şeklinde bir dayanışma bekliyor. Tahvil satışından gelecek paranın bu ülkelere mali yardım olarak verilmesi umuluyor.

AB liderleri salgından en çok etkilenen bölgelere yönelik bir canlandırma fonu oluşturmak için anlaştı ama desteğin mali yardım yerine kredi olarak sağlanması güçlü bir ihtimal çünkü kuzey ülkelerinin hükümetleri güneye büyük ölçekli bir sermaye transferi yapılmasına karşı, bu ülkelerin çok yüksek seyreden borç oranlarına rağmen. Bütün bu sorunların ve yarattığı gerilimlerin giderek tırmanması halinde bir ülkenin AB’den ya da euro bölgesinden ayrılması bile gündeme gelebilir. (The Guardian’dan çeviren Kaan ATALAY)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.