Peru salgınla mücadelede nerede hata yaptı?

Şimdiye kadar her şeyi doğru yapmış gibi görünen Peru’da Covid-19 salgını neden ve nasıl kontrolden çıktı? CNN Travel’da konuyla ilgili yapılan haberi özetledik.

Salgının kontrol altına alınmış gibi göründüğü, en azından yeni vaka sayılarının, ölümlerin hız kestiği ülkelerde insanlar dizginlerinden boşanmışçasına kafelere, partilere, sahillere akın ediyor; belli ki kimseye karantina günlerinin sınırlı tüketim ve hazzı yetmemiş…

Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği ülkelerde bile kimsenin yasla, üzüntüyle kaybedecek vakti yok. Belli ki hiç birimiz, içinde bulunduğumuz durumun vahametiyle, geleceğin belirsizliğiyle yüzleşme niyet, feraset ve cesaretine sahip değiliz…

Ama salgın, biz görmek istemesek de, tüm yıkıcılığıyla dünyanın dört bir yanında bildiğimiz hayatı ve onu yeniden üretme tarzımızı, alışkanlıklarımızı yerle bir etmeyi sürdürüyor. Örneğin Peru’da son haftalarda yaşananlar, şu ana kadar olan bitenin, salgın karşısındaki gamsız çaresizliğimizin temelindeki asli arızayı ortaya çıkaran bir ders niteliği taşıyor…

Peru’daki durum, aynı zamanda, başta kendimiz olmak üzere verili kabul ettiğimiz her şeyi, en temelde de iş bölümünü ve yaşamın yeniden üretilmesindeki tüm tekil ve kolektif ilişkileri, süreçleri, faaliyetleri radikal bir şekilde dönüştürmeyi başaramadığımız takdirde, “salgın”ın—bugün koronavirüs kılığında, gelecekte iklim krizi olarak ya da şu anda öngöremediğimiz bambaşka bir formda—hep geri döneceğini haber veren bir kehanet aslında.

Peru, Amerika kıtasında en katı koronavirüs önlemlerini en erken, en hızlı uygulayan ülkelerden biriydi. Peru, Devlet Başkanı Martin Vizcarra’nın 15 Mart’ta ülke genelinde ilan ettiği olağanüstü hal ile karantina, sokağa çıkma yasağı ve sınırların kapatılması da dahil her türlü tedbiri tam zamanında aldı.

Ama şu anda ülkede 125 bine yakın teyit edilmiş koronavirüs vakası bulunuyor ve 3 bin 600 insan Covid-19’dan ötürü hayatını yitirdi. Ve 32 milyon nüfuslu Peru, Latin Amerika kıtası genelinde, yeni koronavirüs kaynaklı vaka ve ölümlerde Brezilya’nın ardından ikinci sırada. Üstelik hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerinin yüzde 85’i dolmuş durumda, suni solunum cihazlarının tamamı kullanılıyor ve sağlık sistemi çökmek üzere. Peki, neden böyle oldu? Tüm önlemleri zamanında ve ciddiyetle alan bir ülke niçin ve nasıl böylesi bir sağlık felaketiyle karşı karşıya kaldı?

İhtiyaçlar, ihtiyaçlar…

Perulu doktor Elmer Huerta, bu soruyu yanıtlamaya şöyle başlıyor: “Benim olan bitenden anladığım, bu virüsün bir bölgenin içinde bulunduğu sosyoekonomik şartları bütün çıplaklığıyla ortaya döktüğü.” Huerta’nın işaret etmeye çalıştığı sorun şu: Peru’da yoksulların iş bulmak, karnını doyurmak, hatta en basit banka işlemini yapmak için bile sokağa çıkmak dışında bir çaresi yok.

2017 nüfus sayımına göre, Peru’da hane halkının sadece yüzde 49’unun evinde bir buzdolabı ya da dondurucusu bulunuyor; kentsel bölgelerde bile bu oran yüzde 61’i aşmıyor. Dolayısıyla gıda stoklayamayan yoksul halk, her gün karnını doyurmak için dışarı çıkmak, markete gitmek zorunda.

Nisan ortasında, zorunlu karantina uygulamasının başlamasından bir ay sonra, Lima’nın kenar mahallelerinde yaşayan insanlar alışveriş yapmak için hala marketlerin önünde saatlerce kuyruk bekliyordu. Çoğu maske taksa da sosyal mesafe kurallarına uymak pek mümkün değildi. Ülkede o gün 10 bin 303 olan vaka sayısı bugün 10 katına çıkmış durumda.

Ayrıca bir başka kriz de şöyle ortaya çıktı: Peru hükümeti, iyi niyetli bir şekilde, milyonlarca yoksul aileye mali yardımda bulunma kararı aldı ama yardımın dağıtımı sırasında yaşananlar salgının daha da yayılmasına neden oldu.

Peru’da yetişkinlerin sadece yüzde 38’inin bir banka hesabı bulunuyor. Ve yardımdan yararlanmaya hak kazananların ezici çoğunluğu, finansal sisteme erişimi olmayan yoksullar. Bu insanların devlet yardımını almak için bizzat bankaya gitmesi gerekiyordu; bu da banka şubeleri önünde muazzam kalabalıklar oluşmasına yol açtı.

Yoksul Perulular’ın yaşam ve çalışma koşulları da sosyal mesafelenmeyle pek “uyumlu” değil. Peru’da hane halkının yüzde 30’dan fazlası aşırı kalabalık ortamlarda yaşıyor; bir odada dört ya da daha fazla insan uyuyor. Ayrıca Peru halkının yüzde 72’sinden fazlası gayriresmi ekonomide çalışıyor. Dolayısıyla geçimini ancak günü birlik sağlayabilen bu insanların hayatta kalmak için her gün dışarı çıkması şart.

Peki, şimdi ne olacak? Devlet Başkanı Vizcarra, geçen cuma, olağanüstü hali 30 Haziran’a kadar uzattı. Ama bu aldığı beşinci uzatma kararı. Bu sefer halkın yaşamını kolaylaştıracak çeşitli işletmelerin yeniden açılmasına izin veren Vizcarra, sokaklardaki insanlara da “bireyci ve bencilce davranma tarzı”ndan vazgeçme çağrısında bulundu…

Öyle görünüyor ki sorunu yoksulluk değil, yoksullar olarak tanımlamak, iyi niyetli bir hükümetin bile son tahlilde sarıldığı, sarılmak zorunda kaldığı nihai ip oluyor. Fakat bu tespitin evine kapanma lüksü olanlarla dışarı çıkmak zorunda olanları er geç karşı karşıya getirmesi kaçınılmaz çünkü virüs “sosyoekonomik” ayrım yapmıyor, herkese bulaşıyor. Ve yoksullar varsıllara virüsü, virüsü değilse bile hastalık riskini, tedirginliğini bulaştırdığı için evde kalanlarla dışarı çıkanlar arasındaki ayrımın bir noktadan sonra daha da keskinleştirilmesi, hatta fizikileştirilmesi talep edilecek, bizzat evde kalanlar tarafından.

Ama burada da şöyle bir sıkıntı var: evde kalanlar—yani salgından korunabilenler—dışarı çıkanlar—yani salgında gözden çıkarılanlar—sayesinde evde kalabildiklerinden evde kalabilmek için sokaktakilere muhtaçlar…

Bunun nasıl bir kısır döngü yarattığını görmek zor değil: yoksul, hayatta kalmak için dışarı çıkmak zorunda; varsıl, hayatta kalmak için evde oturmak istiyor ama evde oturabilmesi için birilerinin dışarı çıkması gerekiyor ve dışarı çıkan da virüsü kapıyor ve salgını evde kalana getiriyor. Yaşamı kökten dönüştüremediğimiz takdirde işte bu yüzden “salgın” hiç bitmeyecek… Peru, işte bu yüzden, aynı zamanda, hepimizi bekleyen kadere dair bir kehanet…

(CNN Travel’dan çeviren Kaan ATALAY)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.