Şimdiye kadar yüzü aşkın kitabı bulunan 1978 İstanbul doğumlu Ulaş Başar Gezgin, “Çifte Ejderhanın Diyarında-1” adlı yeni kitabı Köz Yayınlarından piyasaya çıkıyor. Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da ders verip, Yeni Zelanda’da doktora, Avustralya ortak proje yürütüp Latin Amerika’da ise gazetecilik yapan akademisyen-yazar Ulaş Başar Gezgin’in yeni kitabı raflardaki yerini almaya hazırlanıyor.

Köz Yayınlarından piyasaya çıkacak olan kitapta; Çin tarihine bakış, Çin’in birlik ve beraberliği, Çin’de Komünizm Doğdu mu? Çin ekonomisi, Çin kültürü, Türkiye-Çin ilişkileri, Jackie Chan: Kungfu Ustasından Çinli İndiana Jones’a gibi çeşitli bölümler bulunuyor. Şimdi sizi kitapta “Klasik Çin Felsefesinde Rızanın ve Zorun İktidarı ile Liberalizm” başlığıyla yer alan yazıyla baş başa bırakıyoruz:

Klasik Çin felsefesinin ağırlıklı olarak siyaset ve toplumla ilgilendiğini görüyoruz. Bu, bir açıdan şaşırtıcı; çünkü komşu Hint felsefesi, bunun tam tersine, bilgi kuramı (epistemoloji) ve bireye ağırlık veriyor. Çin’in klasik düşünürleri, beylikler döneminde, beylikler arasındaki şiddetin sıradanlaştığı, tek bir birleştirici lidere yönelik özlemle nitelenen bir dönemde ortaya çıkıyorlar. Kimilerine göre, onlar kendi görüşlerini geliştirmekten çok, dönemlerinin toplumsal eğilimlerini yansıtıyorlar. Dolayısıyla, soyutlamayı düşünce sistematiklerinin merkezine yerleştiren klasik Yunan düşünürlerinin tersine, klasik Çinli düşünürler, günlük yaşamla daha çok içiçeler. Öte yandan, onları çağlarının basit bir ürünü olarak görmek, onların fail (agent), özne ya da oyuncu olarak niteliklerini göz ardı etmemize yol açmamalı. Yunanistan da bir şehir devletleri ve iç ve dış savaşlar dönemi yaşıyordu; ama bunun klasik Yunan felsefesine nadiren yansıdığını görüyoruz. Bu açıdan “Antik Yunanistan’da felsefe, bir kaçış, antik Çin’de ise bir arama ya da arayıp bulma çabasıdır” diyebiliriz.

Klasik Çinli düşünürlerde iki eğilim göze çarpıyor: Birincisi, şefkat kavramı üstünden yol alan devlet baba düşüncesi, diğeri ise despotizm üzerinden yürüyen ‘doğal yasa’ ya da ‘doğal düzen’ düşüncesi. Konfüçyüs’ün (‘Kong Usta’ ya da ‘Üstad Kong’ anlamında) temsil ettiği birinci yaklaşıma göre, devletin görevleri ve sorumlulukları var. Hiyerarşi ve uyum, toplum genelinde doğal karşılanıyor. Devletin olduğu gibi, toplumun her üyesinin de görev ve sorumlulukları var. İşin özeti, herkes “büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi gösterecek”. Bu anlayışta, aile, kilit bir konumda. Devletin görevi ise, halkı bir ‘aile reisi’ gibi çekip çevirmek. Kong’cu düzen, analojinin hükümdarlığı. Bu aile-devlet benzetmesi, yönetim felsefesi olarak hayata geçiriliyor. Bu yaklaşım, bu nedenle, psikanalitik çözümlemeye oldukça uygun.

MUHALİFLERE KARŞI “BÖL-YÖNET” POLİTİKASI

‘Hukukçular’ olarak adlandırılan düşünürler ise, yönetenle yönetilen arasındaki böyle bir duygusal bağa tümüyle karşılar. Onlara göre, hükümdarın görevi, kendilerince tanımladıkları ‘doğal düzen’i sağlamak. Bu açıdan, bu anlayış, ‘dirlik düzen’ odaklı. Dahası, bu düzeni koruma görevini en vahşi yollarla gerçekleştirmekten geri durmuyor. Böyle baskıcı bir rejimin ilk düşmanı, kuşkusuz, aydınlar olacaktır. Fakat despotizm o kadar başarılı olacaktır ki, baskı, doğalmış gibi görülmeye başlanıp kanıksanacaktır (“daha ne olacağıdı” düşüncesi). Makyavel’den yüzyıllar önce yaşamış olan bu düşünürler, hükümdara, muhaliflere karşı “böl-yönet” politikasını izlemelerini salık verir. Günümüzün gözetim toplumu tartışmalarının öncülü olarak, hükümdarın ülkenin dört bir yanına hafiyelerini salması ve böylece her yerde gözünün kulağının olması da öneriler arasındadır. Böylece hükümdar, isyanları bastırmanın ötesine geçip isyan olasılığını ortadan kaldıracaktır. Bu da, bize, günümüzün ‘olağan şüpheliler’ kavramsallaştırmasını anımsatır. Bu önerilerin arasında, savaşın yalnızca dışarıya karşı güç gösterisi için değil, içeride kendi halkını baskı altında tutmak için önerilmesi de dikkat çekicidir. Savaş, halkın artı değer üretimine izin vermeyecek, böylece hükümdara kafa tutacak bir mülklü sınıfın ortaya çıkması engellenecektir. Bu despotizmde yasaların tartışılması, ‘teklif dahi edilemez’.

Bu bağlamda diyebiliriz ki, Kong’cu devlet, Gramsci’nin rızaya dayalı hegemonyasıyla benzerlikler taşırken, ‘hukukçu’ düzen, zora dayalı hegemonyayı anımsatıyor. Bir diğer deyişle, havuç-sopa ilişkisi sözkonusu. Bir de, güçlü bir akım olarak, Taocu felsefeyi düşünebiliriz. Bu akım, “herşey olacağına varır” (“Que sera sera”) ya da “Su akar yatağını bulur” anlayışıyla, daha çok, “bırakınız yapsınlar”cıları akla getiriyor. Taocu düşünürler, halk üzerinde, olabilecek en az sayıda ve en basit düzenlemelerin yapılmasından yana; çünkü doğal olan, basittir. Yasaklar, onu çiğnemek isteyenleri başına toplayacaktır. Ne kadar yasa ne kadar ferman o kadar çok hırsız… Taocu düşünürler bugün yaşasaydılar, herhalde ekonomik olarak klasik okulu savunacaklardı; çünkü görüşleri, “piyasanın görünmez elinin dengeyi sağlayacağı; devletin çözüm değil sorun olduğu” biçimindeki klasik ekonomi düşüncesine çok yatkın.

İNSAN AKAN SU GİBİDİR

Ulaş Başar Gezgin

Klasik Çin felsefecilerinden Mencius’a (Meng Usta, Üstad Meng) göre insan, özünde iyidir. O, insandaki iyilik eğilimini yukarıdan aşağıya akan bir ırmağa benzetir. İnsan da akan su gibi doğal olarak iyiliğe yönelmektedir. Ancak onu toplumsal koşullar bozar. Bu nedenle, devlete büyük bir görev düşmektedir. İnsanı kötülüğe sürükleyenler, ekonomik sorunlardır. Demek ki, o zaman, devletin önceliği, eğitim değil istihdam olacaktır. Xunzi (Hun Usta, Üstad Hun) ise Mencius’un dediğinin tam tersini ileri sürer. Ona göre, insan, özünde bencildir. Toplumda dirlik düzenlik sağlanmasa, insanlar her tür kötülüğü yapabilirler. Bu görüşün siyaset felsefesindeki karşılığı, yukarıda anıldığı üzere, despotizm; diğer bir deyişle, insanın doğal kötülüğünü engellemek için halkı sürekli baskı altında tutan bir ‘tek adam’ rejimi. Bu tartışmalardan anlaşılabileceği gibi, aslında klasik Çin felsefesi, Avrupa’da tartışılagelen siyaset felsefesi ikilemleriyle yakın akraba görünümünde.

Bugün Çin’de elbette antik Çin felsefesinin suyunun suyunun suyunu görüyoruz. Nasıl ki günümüz Yunanistan’ında antik Yunan felsefesinden pratik anlamda neredeyse hiç iz kalmadıysa, günümüz Çin’inde de bağlamlar çok farklı artık. Çin’in siyaset felsefesini değerlendirdiğimizde, bugün kapitalizme doğru koşar adım gitmekte olsa da, yakın tarihteki Marksizm ve Maoizm etkilerini yadsıyamıyoruz. Yine de, iktidarın rızaya dayalı mı zora dayalı mı olacağı ve insan doğasının iyi mi kötü mü olduğu gibi sorunlar, evrensel nitelikte olmaları dolayısıyla geçerliliklerini koruyor.

ULAŞ BAŞAR GEZGİN KİMDİR?      

1978 İstanbul doğumlu Gezgin, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 20 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Eğitimini Darüşşafaka (1989-1996), Boğaziçi Üniversitesi (Eğitim Bilimleri, lisans, 2000; Sosyal Psikoloji, yüksek lisans 2002), ODTÜ (Bilişsel Bilimler, doktora, 2006) ve yurtdışında (2009, üniversite düzeyinde ders verme yetkisi, Avustralya; Darmstadt Teknik Üniversitesi, Şehir Plancılığı, yüksek lisans, 2011) tamamlayan Gezgin’in toplam 109 kitabı bulunmaktadır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, tiyatro oyunu, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır. Ayrıca henüz gün yüzü görmemiş 100’ü aşkın bestesi bulunmaktadır. Çeşitli çalışmaları 12 dile (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca, Rusça, Japonca, Vietnamca, Tayca, Gürcüce ve Azerbaycanca) çevrilmiştir.



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.