Xizhou, Qing Hanedanlığı döneminde, Çay Atı Yolu üzerindeki önemli ticaret kentlerinden biriydi. Xizhou’lu tüccarlar at kervanlarıyla ticaret yapmaya başladı; çok sayıda zorluk ve engelle dolu bu yolda ilk servetlerini edindi. Dağlar ile nehirler arasındaki konumu, şehri yeryüzünde bir cennete dönüştürüyor.

Çoğunluğu etnik Bai halkından oluşan bir insan topluluğuna ev sahipliği yapan antik Xizhou kenti, Dali kültürünün beşiklerinden biri olarak biliniyor ve çok sayıda Dali tüccarı yetiştirmiş bir şehir. Kökleri Tang Hanedanlığı’na kadar geri giden Bai etnik grubunun ataları daha o dönemde bu bölgede kalabalık bir şekilde yaşamaya başlamıştı.

Xizhou kenti, aynı zamanda, Bai halkı için sanayi ve ticaretin beşiği oldu. İmparator Guangxu’nun  saltanatı sırasında Xizhou’da uluslararası tanınırlığa sahip bir işinsanı grubu belirdi ve bu gelişme, daha sonra, Yan, Dong, Yin ve Yang soyadlarını taşıyan dört ailenin başını çektiği çok sayıda ulusal kapitalistin ortaya çıkmasını sağladı. Antik zamanlarda Xizhou tipik bir ticaret kentiydi. Bir iş üssü olarak sadece Çin’in diğer bölgeleriyle değil, Güneydoğu Asya ülkeleriyle de yakın ekonomik ve ticari ilişkiler içindeydi.

KEMERLİ GEÇİTLER

Bai etnik grubunun halk evlerinin duvarlarındaki renkli resimler ulusal bir kültürel hazine.

Kentte çok sayıda bulunan kemerli geçitleri bir bir geride bırakırken Bai halkının nezaketine ve şehrin sadeliğine, yalınlığına hayran olmamak mümkün değil. Sifang Sokağı’nın ortasında yer alan isim panosu, antik şehrin geçmişte yaşadığı parlak günlerin ifadesi.

Panoda imparatorluk sınavını başarıyla geçenlerin adları yer alıyor. Qing Hanedanlığı’nın sonunda panodaki listede yüzden fazla isim bulunuyordu. Bu da Xizhou halkının iş aleminde başarılı olmanın yanısıra alim yetiştirmeye de büyük önem verdiğini gösteriyor. Bir sokağa girdiğinizde aniden karşınıza delikli tuğladan bir duvar çıkıyor. Duvarın yan tarafındaki duyuruda bu sokakta bir zamanlar en yüksek imparatorluk sınavını başarıyla veren bir isme ait bir konak bulunduğu belirtiliyor. Sokağın ilerisindeki duvarlar yıpranmış; küçük bir ağaç duvarın içinden geçerek büyümüş ve duvarın bir parçası haline gelmiş. Yıkık dökük duvarlar, yeni inşa edilmiş duvarlarla yan yana duruyor. Sokak üzerinde bir kuyu da var. Örnek insanların evlerinin ön duvarına, ödül olarak, üzerinde “çalışkan”, “namuslu” yazan kırmızı kağıt parçaları yapıştırılmış.

Yıkık dökük sokaklarda ilerlerken etrafımı, sanki, depolardan yayılan eski kitap kokusu ve kızarmış peynir benzeri bir yemek olan Rushan’ın kokusu sardı. Eskiden her yerde tüccarların inşa ettirdiği konakları görmek mümkündü. Günümüzde her konağın dışına yerleştirilen tanıtım levhalarında turistler yapının hangi seviyede korunduğu hakkında bilgilendiriliyor. Yang Konağı ulusal düzeyde koruma altına alınmış tarihi bir eser. Bina Xizhou’nun tanınmış tüccarlarından Yang Pinxiang’a aitti.

HALKIN EVLERİ

Bu Dali şehri, Yunnan-Guizhou Platosu ile Hengduan Dağları’nın kesiştiği bölgede yer alıyor. Burada tüm yıl boyunca batı rüzgarları esiyor; rüzgardan sakınmak için tüm evlerin ana salonunun güneydoğuya bakmasının nedeni de bu. Xizhou’da her ev aynı yöne bakıyor. Bu da kentin konutlarına Çin genelinde eşsiz bir özellik kazandırıyor.

Görkemli Erhai Gölü, antik Xizhou kentinden 500 metre uzaklıkta.

Büyük evlerde akrabalar birlikte yaşıyor. Yaşlılar evlerin saçakları altında dikiş dikiyor, çamaşır ve meyve-sebze yıkıyor. Benim soyadımın da Zhao olduğunu öğrendiğinde, Zhao Konağı’nda yaşayan ve içeri girdiğimde ayakkabılara nakış işleyen orta yaşlı kadın bana çok daha dostane davranmaya başladı ve saçakların altında asılı resimleri en iyi nasıl fotoğraflayabileceğimi gösterdi.

Resimlerde insan figürleri, hayvanlar, ağaçlar ve yapraklar çok canlıydı. Renkleri, hatta çerçeve süsleri bile çok güzeldi. Ayakta kalan bu resimler, söz konusu evleri inşa eden ataların kültürel beğenileri hakkında çok şey söylüyor ve el sanatlarında ne kadar ustalaştıklarını ortaya koyuyor. Bai yapıları genelde siyah, beyaz ve gri renkte oluyor. Ana renk beyaz. Konut inşasında uyulan bir kural, binanın bina sahibinin servetini teşhir etmemesi, nasıl duvarlar orijinal rengini göstermiyorsa. Yan Konağı’ndaki renkli resimler, kendine özgü adabı ve zerafetiyle Bai halk evlerini temsil ediyor. Köyün ön tarafında ve sokaklarında delikli tuğla duvarlar üzerine yapılmış resimler sıradan Bai köylerine güzellik katıyor. Ön kapıları ve yan duvarlarındaki renkli resimler, Bai halk evlerine eşsiz bir cazibe kazandırıyor. Özellikle yan duvarlardaki siyah ve beyaz çizgilere bayılıyorum; öylesine yalın ve güzeller ki…

ZİYUN DAĞI TAPINAĞI

Bir tabloyu andıran Xizhou’da yöre köylüleri pirinç ekmekle meşgul.

Xizhou sessiz bir antik kent. Ming Hanedanlığı döneminde inşa edilen Ziyun Dağı Tapınağı Bai’ye has mimari özelliklerle dolu. Tapınak kapısı yöredeki halk evlerinde görülenlere benziyor. Kemer, anka kuşu desenleriyle süslenmiş; bu da tapınaktaki ana tanrının dişi olduğu anlamına geliyor. Bir Bai ailesinin kapısının önündeki ilk basamak anka kuşu desenleriyle süslenmişse, bu o ailede sorumluluğun kadına ait olduğu anlamına gelir. Avluda, yaşlı servi ve çam ağaçlarının gölgesi altında eski bir bambu koltuk duruyor. Koridorda Ziyun Dağı’nı tanıtan plaka, tapınağın kendisi kadar basit ve sade.

Yatay olarak asılı duran ahşap plakanın üzerinde Ziyun Dağı Tapınağı yazıyor. Koridorun sonunda iki katlı ahşap bir yapı olan Doumu Salonu bulunuyor. Bu eski şehrin yakınlarındaki küçük göl bir ayna kadar berrak. Mavi gökyüzünün, beyaz bulutların ve ağaçların suya aksi düşüyor. Yeni inşa edilen evler, yenilenen köprü kemerleri, eski binalar ve bin yaşındaki bu eski şehir pek çok değişime tanıklık etti.

Çin’in tanınmış çağdaş yazarlarından Lao She, Xizhou’ya büyük övgüler yağdırıyor. Lao Yunnan Turu adlı kitabında şunları kaleme aldı: “Xizhou kenti bir harika. Ülkenin bu kadar uzak bir bölgesinde böylesine saygın bir şeyir göreceğimi hiç ummazdım. Şehre girdiğimde Cambridge, İngiltere’deymişim gibi hissettim, sokaklar boyunca her yerde dereler akıyordu. Yöre halkı evlerinden bir kaç adım ötede meyve-sebze ve çamaşır yıkayabiliyor ve kir hemen akıp gidiyor.  Sokaklar gayet düzenli ve sıra sıra çok sayıda dükkanla dolu. Görkemli Erhai Gölü buraya 500 metre uzaklıkta; dağlar 2 bin 500-3 bin metrede.” (Köşe yazarı Zhao Yanqing’in China Today Türkiye’deki yazısından özetlendi)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.