- 10 Eylül 2024
- Yayınlayan: Kerem Kofteoglu
- Kategori: Son Yazılar
‘Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin olmayacağı açık bir şekilde anlaşılmıştır. Türkiye’nin hassasiyetleri dikkate alınmadığı gibi birçok AB mecrasında özellikle ilerleme raporlarında Türkiye aleyhtarlığının giderek arttığı görülmektedir.’
Güvenlik ve Savunma Stratejileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (GÜVSAM) Müdürü Prof. Dr. Fahri Erenel, Türkiye’nin BRICS’e üyelik konusunu China Today’e şöyle değerlendirdi: ‘’Her türlü görüşme veya toplantıda ilk şart olarak Kıbrıs konusunun kendi istekleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması ve KKTC’yi yok sayma körlüğünün sabırları taşırdığı görülmektedir.
Türkiye, Yunanistan ve GKRY’nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) olduğu bir AB’ye milli menfaatlerinden taviz vermeksizin giremeyeceği anlaşmış durumdadır. AB’ye tam üyelik yolunda ilk adım olarak görülen gümrük birliği mevcut yapısı ile Türkiye aleyhine işlemektedir. Anlaşmanın günün şartlarına uyum çabaları sonuç vermemiştir.
Son seçimler, Avrupa’da giderek yükselen bir aşırı sağı taraftarlığını göstermektedir. Bu ise beraberinde zaten var olan yabancı düşmanlığı ve Müslümanlara olumsuz bakışı arttırmaktadır. Diğer taraftan giderek yaşlanan ve refah seviyesine büyük oranda yakalamış, tüketim açısından doyum noktasına gelmiş bir Avrupa gerçeği var. Üstelik başta ABD olmak üzere tüm engellemelere rağmen Avrupa’da artan bir Çin ürün satış ve yatırım hacmi söz konusudur. Çin’e Avrupa’da rakip olmak giderek zorlaşmaktadır.
‘Gümrük Birliği anlaşmasıyla dezavantajlı duruma düştük’
AB’nin yeşil mutabakat adının verdiği temiz, döngüsel bir ekonomiye geçme stratejisi kapsamında Türkiye’de birçok çalışmalar başlatılmış olsa da Türk şirketlerinin çoğunun bu stratejiye uyumu maliyetli olacak ve bu da AB’ye satışta ciddi bir maliyet unsuru oluşturacaktır. Zaten gümrük birliği anlaşması ile giderek dezavantajlı konuma düşen şirketlerin maliyetlerine eklenecek bu ek maliyet rekabet güçlerini daha da zayıflatacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumun güçlüğü ve batıdan istediği şartlarda finans sağlayamamasının da bu kararda etkili olduğu söylenebilir. Bütün bu konulara yaptırımları da dahil edebiliriz. Yaptırımların Türk şirketleri üzerinde siyasi ve ekonomik bir baskı aracı olarak kullanılmasının da etken olduğu düşünülmektedir. Üyelik girişimi, çok kutupluluğa doğru adım adım giden bir dünyada kendini dünyanın ve medeniyetin tek sahibi olarak gören, dünyayı yönetmek için kendine özgü hukuk kuralları koyan, kurumlar kuran, ancak menfaatlerine ters düştüğünde kural ve kurumları hiçe sayan, Filistin sorununa bakışta olduğu gibi çocuk ve kadınlar katledilirken vicdanları sızlamayan Batı’nın dünyayı saran zincirlerinden kurtulmasıdır Türkiye’nin.
Türkiye, bugüne kadar BRICS toplantılarına gözlemci olarak katılarak önemli bir tecrübe sahibi olmuş, bu yapıyı yakından izleme fırsatını bulmuştur. BRİCS üyelerinin hemen hepsi ile Türkiye’nin siyasi bir anlaşmazlığı bulunmadığı gibi siyasi ve ekonomik ilişkileri de üyelerin neredeyse tamamı ile güçlü şekilde ve karşılıklı işbirliğine dayalı olarak sürmektedir.

‘Türkiye’nin siyasi hazırlığı yok’
Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak ilave bir hazırlığı olduğunu düşünmüyorum. Siyasi anlamda Rusya’da yapılan son BRICS toplantısı öncesi Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Çin yetkilileri ve ardından toplantıda Sayın Putin ve diğer yetkililerle görüşmüş olması bu pencerenin açılmasını sağlamış, varsa da üyeliğe gidişin önünde ki engelleri kaldırmıştır.
AB ile ilişkileri nedeni ile AB kriterlerine göre yapılandırılmış ekonomik yapısı, serbest piyasa ekonomisindeki tecrübesi, başta Afrika ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri ile olan yakın işbirliği, ekonomik zorluklarına rağmen G-20 ülkeleri arasında yer almaya devam etmesi, jeopolitik konumunun ekonomik anlamda sağladığı koridor ve yol kolaylıkları, Paris İklim Anlaşmasını imzalamış ve gereği için gerekli yapılanmalara gitmiş olması vb. konuları dikkate aldığımızda birçok BRICS üyesi ülkeye göre, Türkiye’nin daha ileri bir seviyede olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye, AB ve ABD ile ilişkilerini siyasi veya ekonomik açılardan dengeleme fırsatını bulmuş olacaktır. Türkiye’nin,tecrübesi ve birikimi ile zaman içinde bir çok alanda öncü rol oynayabileceğini, ekonomik anlamda yeni pazarlar açılacağını, eşit rekabet koşullarına dayalı işbirliklerinin artabileceği öngörülebilir.
Bu üyelik Türkiye’nin yeni yatırımlar çekme, yeni finans imkanlarına kavuşma, girişimcilere yeni fırsatlar yaratma, özellikle yapay zeka çağına ayak uydurmasında da fırsatlar sunabilecektir.
‘ABD, Türkiye’nin başvurusunu baltalamaya çalışacaktır’
ABD Türkiye’nin üyelik başvurusunu baltalamaya çalışacaktır. Türkiye gibi güçlü bir ülkenin yön değişikliği ABD tarafından kolay hazmedilecek bir durum değildir. Ancak, bu süreci bu aşamaya getiren bizzat ABD’nin kendisidir. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımı ile başlayan ve F-35 projesinden çıkarılması ile sonuçlanan süreç, şimdilik ağır aksak ilerleyen F-16 anlaşması, Yunanistan ve GKRY ile yakın işbirliği ile Türkiye’nin batı ve güneyden kuşatılma hamleleri, barış için çaba göstereceğine menfaatleri uğruna GKRY’ne uyguladığı silah ambargosunu kaldırması,15 Temmuz’un baş faili teröristi ve yandaşlarını teslim etmemesi, Suriye’de teröristan kurulması yolunda terör örgütüne her türlü desteği yapması, Türkiye’yi ne dost ne de düşman olarak tanımlayan yaklaşımı hepimizin hafızalarındadır.
Prof.Dr. Fahri Erenel Kimdir?
1980 yılında iktisat anabilim dalını başarı ile tamamlayarak Kara Harp Okulundan,1991 yılında Kurmay Subay olarak Kara Harp Akademisinden mezun olmuştur.1993 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisini bitirmiştir.1996 yılında ABD’de Barış Gücü Operasyonları’nın planlanması ve uygulanması eğitimini almıştır.Azerbaycan’ın güvenlik stratejisine yönelik planın yapılması çalışmalarında yer almış ve Azeri subaylara Azerbaycan’da eğitim vermiştir.
Afet ve Acil Durum Yönetimi alanında ön lisans, Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler alanında lisans, Ulusal ve Uluslararası Güvenlik, Eğitim Yönetimi ve Denetimi, İş Sağlığı ve Güvenliği alanında Yüksek Lisansını, İnsan Kaynakları Yönetimi Bilim Dalında Doktorasını, tamamlamıştır.1980-2010 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde görev yapmış ve Tuğgeneral rütbesinde emekli olmuştur.
Halen İstinye Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi, Güvenlik ve Savunma Stratejileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (GÜVSAM) Müdürü olarak görev yapıyor.