Koronavirüsle mücadelede Asya’dan hangi dersler çıktı?

Dünyayı esir alan Covid-19 salgını karşısında insanlığın iyi bir sınav verdiği söylenemez. Batı ülkeleri virüs mücadelesinde sınıfta kalırken, Asya ülkeleri başarılı bir sınav verdi.

Batı basınında çıkan haberlerden derleyen: Kaan ATALAY– SARS-CoV-2’nin neden olduğu, tüm dünyayı esir alan Covid-19 salgını karşısında insanlığın çok iyi bir sınav verdiğini söylemek mümkün görünmüyor. Salgınla mücadele diye adlandırılan ve parazitik bir mikro-organizma karşısında gitgide büyüyen şahsi ve kolektif çaresizliğimizin ifadesine dönüşen sürecin neredeyse tek umut verici yanı, Asya ülkelerinin salgını kontrol altına alma çabalarında elde ettiği nispi başarı.

Rakamlar, şu an itibarıyla, dünya genelinde, salgının yayılma eğrisinde en azından sabit bir seyri tutturabilen ve bu sayede ölümlerin de önüne geçen ülkelerin Güney Kore, Japonya, Singapur, Tayvan ve Hong Kong’dan ibaret olduğunu gösteriyor. Son haftalardaki Çin de bu tanıma dahil edilebilir belki ama Çin bu noktaya 3 bin 300 insanın hayatını kaybetmesinin ardından gelebildi. Oysa 31 Mart itibarıyla, Covid-19 kaynaklı ölümler, Güney Kore’de 162, Japonya’da 56, Singapur’da 3, Tayvan’da 5, Hong Kong’da 4’tü. Üstelik bu ülkeler Çin’de patlak vermesinden sonra salgından en erken etkilenen ülkeler arasındaydı; dolayısıyla harekete geçmek, organize olmak ve durumu kontrol altına almak için zamanları çok daha sınırlıydı.

 

Peki, bu ülkeler Avrupa’nın, ABD’nin ve bizim başaramadığımızı nasıl başardı? Bu soruya ülkelerin kendine özgü koşullarını da hesaba katan çok karmaşık, çok kapsamlı yanıtlar vermek mümkün ama basit bir karşılaştırmalı “yapılanlar/yapılmayanlar” analizinde bile karşınıza çıkan şey şu: Virüsle mücadele sadece tıbbi prosedürlere ve bunların en hızlı, en uygun, en verimli şekilde uygulanmasını mümkün kılacak yukarıdan aşağıya işleyen bir “toplumsal mühendislik girişimi”ne indirgenemiyor. İnsanın tekil ve kolektif varoluşunu edilgen bir sayılabilirliğe indirgeyen bu taktik hedefe ulaşmak için bile şunu görmek şart: “yaşam”, sadece insan bedeninin sağlığı. Bütünlüğü ve sürekliliğinin savunulmasından ibaret hale geldiği anlarda dahi, toplumsal olarak üretilen bir şey. Dolayısıyla yaşamın savunulması da toplumsal, tarihsel, politik, ekonomik ve kültürel bileşenleriyle birlikte kolektif ve örgütlü bir eylem olmak zorunda…

Bu bileşenleri farklı yöntem ve araçlarla hem yukarıdan aşağıya hem aşağıdan yukarıya nispeten topluca harekete geçirebilen ülkeler, öyle görünüyor ki, yaşamı savunmakta ve yeniden üretmekte—kapitalizmin, daha doğrusu zor ve sermaye yoluyla insanın kar maksimizasyonu arayışına indirgenmiş şahsi ve kolektif varoluşunun son 300 yılda yarattığı muazzam tahribata rağmen—diğer ülkelerden biraz daha becerikli. Dünyanın geri kalanının bu Asya ülkelerinden çıkarabileceği dersler var fakat bizde bu dersleri hayata geçirebilecek kavrayış, mecal, birikim ve yetenek mevcut mu? Şu ana kadarki performansımız maalesef iyimser olmak için bize fazla bir neden sunmuyor.

Ülke Bazında Karşılaştırmalı Virüs Vakaları

Asya ülkeleri neyi yaptı, neyi yapmadı?

Bu beş ülkenin Covid-19 salgınına karşı verdiği mücadelenin ortak yanlarını şöyle sıralamak mümkün: erken aşamada uygulamaya konan seyahat kısıtlamaları, agresif test uygulaması, sıkı temas takibi, katı karantina kuralları, evrensel kapsama sahip sağlık hizmetleri, kamu sağlığı müdahaleleri için açık ve net yönetim yapıları ve proaktif bir iletişim süreci. Bunlar Tayvan ve Singapur’da virüsün en baştan kontrol altında tutulmasını sağlarken Güney Kore, Hong Kong ve Japonya’da da enfeksiyon oranlarını aşağı çekti ya da yavaşlattı.

Toplam vaka sayısını 322’de tutmayı başaran Tayvan’da salgınla mücadeleyi yürüten Merkezi Epidemik Komuta Merkezi’nin uzman danışman heyetinde yer alan, önde gelen bulaşıcı hastalıklar uzmanı  Chang Shan-chwen, “Salgına müdahaledeki başarımızın en önemli faktörlerinden biri şeffaflıktı” diyor ve ekliyor: “Çin’in otokratik sisteminde her vatandaş evde kal dendiğinde kalacaktır. Ama bunu özgür ve demokratik ülkelerde kolayca başarmak mümkün değil.” Asya ülkelerinin salgınla mücadele çabalarının bir diğer hayati bileşeni, başta SARS olmak üzere yakın zamanda yaşanan salgınların travmatik hatıraları. Bu durum hem hükümetlerin daha hızlı, daha organize bir şekilde harekete geçmesini, hem de insanların işbirliğine çok daha istekli ve yatkın olmasını sağladı.

Kore: Çok test, erken teşhis, erken tedavi

Kore Üniversitesi’nin Kore tarihi ve kültürü uzmanlarından Leighanne Yuh, son salgınların Güney Kore genelinde bir “aciliyet duygusu” yarattığına ve “karşılıklı hürmet”e toplumsal bağlılığı güçlendirdiğini söylüyor çünkü yakın tarihli salgın deneyimlerinden ötürü insanlar atılması gereken adımları ve tehlikenin ne kadar büyük olduğunu biliyordu.

Güney Kore’de bölgesel karantina uygulamaları yerine—yolda giden araçların içindeki insanlara bile—günde ücretsiz 15 bin test yapılıyor. Test sonuçları bir kaç saat içinde bildiriliyor ve bu da hastanelerde oluşacak yığılmanın, dolayısıyla kirlenme riskinin önüne geçiyor. Ayrıca yapılan yoğun testler sayesinde hafif ve orta şiddetteki vakaların yanısıra asemptomatik vakalar erken teşhis edilebiliyor. Böylece salgında ölüm oranları düşük tutulurken iyileşme oranları yukarı çekiliyor; en önemlisi yayılmanın önüne geçiliyor. Güney Kore’de insanların akıllı telefonlarına sürekli uyarılar geliyor, bölgelerindeki yeni enfeksiyonları haber veren.

Sağlık yetkilileri, günde iki kez kontrol çabaları hakkında en güncel verileri kamuoyuna duyuruyor. Açık iletişim ve enfekte olan insanları takip etmek için kurulan online sistem, ülkede virüsün yayılma hızını sınırlandırdı. Yapılan 300 bine yakın testin ardından Güney Kore’de son doğrulanmış vaka sayısı 9 bin 786. Günlük vaka sayısı da bir ara bine yaklaşmışken şu anda 100’ün altına çekilmiş durumda.

Ayrıca Kore’de şubat sonunda bir kilisede keşfedilen vaka kümesiyle toplam vaka sayısının 10 gün içinde 50’den 5 bine fırlamasından ötürü bu tür kümeleşmiş vakalar hala araştırılıyor; son olarak Seul’da bir çağrı merkezinde 100 kadar vaka tespit edildi. Hepsinden önemlisi, maske takma, el antiseptiği kullanma, insan temasını sınırlandırma gibi koruyucu önlemlere neredeyse tüm ülke halkı riayet ediyor, dolayısıyla katı kolluk uygulamalarına gerek kalmıyor. Ancak son günlerde özellikle bakım evleri ve küçük hastanelerde patlak veren salgınlar, Güney  Koreli yöneticilerin sert bir şekilde eleştirilmesine yol açtı.

Japonya: Özdisiplin ve başkalarına sıkıntı yaratmama gayreti

Toplam vaka sayısı bin 953 olan Japonya’da da halkın salgınla mücadeleye katılımı, getirilen katı kurallara kolektif bir şekilde uyması, koronavirüsle mücadelenin kilit unsuru oldu. Diamond Princess yolcu gemisinde karantinanın başarısız olmasından ve ülke genelinde nispeten az sayıda insanın test edilmesinden ötürü hükümete sert eleştiriler yöneltilse de Japonya, vatandaşlarının özdisiplini ve resmi yönlendirmelere riayet etmesi sayesinde enfeksiyon sayısını şu ana dek sınırlandırmayı başardı.

Hokkaido Üniversitesi’nden uluslararası siyaset uzmanı Kazuto Suzuki, “[Japonya’da] diğer insanları sıkıntıya sokmamanız gerektiğine dair bir toplumsal norm var” diyor ve ekliyor: “Kendinize iyi bakmaz ve hastalanırsanız, bu başka insanlara sorun çıkarmak olarak addediliyor.” Ülkede yaygın bir şekilde el anseptiği kullanılıyor, insanlar ellerini sıklıkla yıkıyor ve bir trende seyahat ederken maske takmazsanız diğer insanlar bu durumdan hoşnutsuzluklarını hemen belli ediyor.

Hong Kong: Polis süperbilgisayarıyla sıkı temas takibi

Hong Kong’da daha vaka sayısı 20’nin altındayken okullar tatil edildi. Kamu kurumlarının çoğu kapatıldı ve insanlara kalabalık ortamlardan kaçınmaları söylendi. Hong Kong, SARS sırasında yaptığı gibi, “polis süperbilgisayarı”nın yardımıyla Covid-19 hastalarını takip etmeye, bu insanların nerede yaşadıklarını, en son nerelerde bulunduklarını tespit etmeye başladı. Dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olmasına karşın Hong Kong’da neredeyse herkes maske takıyor.

Toplum ulaşım araçları bomboş; insanlara ellerini yıkamaları için sürekli anonslar yapılıyor. Kafelerde, dükkanlarda ve ofislerde insanların ateşi ölçülüyor; ateşi yüksek olanlar içeri alınmıyor. Hong Kong yönetimi ilk başta Çin sınırını kapatmadığı için ağır eleştiri aldı; sonunda 8 Şubat’ta Çin’den gelen herkese 14 günlük zorunlu karantina uygulaması başladı. Daha sonra buna Güney Kore ve İtalya’dan, ayrıca Fransa, Almanya, Japonya ve İspanya’nın belirli bölgelerinden gelenler de dahil edildi.

Tayvan: Kamu sağlığı reformu işe yaradı

Bir milyondan fazla vatandaşı Çin’de yaşayan ya da çalışan ve her yıl 2.7 milyon Çinli’nin ziyaret ettiği Tayvan’da ise SARS salgını sırasında 73 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından kamu sağlığı sistemi baştan aşağı gözden geçirildi. Sonrasında Hastalık Kontrol Merkezi’nin kadroları onlarca yeni doktorla güçlendirildi; hastanelerde binden fazla negatif basınç odası kuruldu. Ülke genelinde virüs testi yapabilecek çok sayıda bulaşıcı hastalıklar laboratuvarı oluşturuldu. Şu anda bir günde 2 bin 400 kişinin test edilebildiği Tayvan’da bu rakam gerektiğinde ek personelle hemen artırılabiliyor. Ayrıca ülke temel tıbbi malzemeler için 40 milyon cerrahi maske stoğunu da içeren bir lojistik sistem oluşturdu.

Bütün bunların gerçekleştirilebilmesinde, bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin yarı özerk bir işleyişe sahip Merkezi Edipemik Komuta Merkezi’ne teslim edilmesinin de önemli bir payı vardı. Ayrıca Tayvan, Wuhan’da patlak veren salgın karşısında en hızlı harekete geçen ülkelerin başında geliyordu. Aralık sonu itibarıyla Wuhan’dan gelen tüm yolcular ülkeye girmeden önce sağlık taramasından geçirilmeye başladı. 23 Ocak’ta Wuhan’da karantinanın başlamasıyla Taipei bu şehre yapılan ve bu şehirden gelen tüm uçuşları askıya aldı; Wuhan sakinlerinin ülkeye girişini yasakladı ve Çin’in herhangi bir yerinden gelip solunum yetersizliği semptomları sergileyen kişileri tespit etmek için günlük sağlık denetimleri uygulamaya başladı. 26 Ocak’ta da tüm Çin vatandaşlarının Tayvan’a girişi yasaklandı.

Göç ve sağlık sigortası departmanlarının veri tabanları birleştirilerek enfeksiyon riski yüksek insanlar belirlenmeye başladı. Hastalığın yayılma güzergahları ve kuluçka dönemi hakkında daha fazla şey öğrenilmesiyle karantina kuralları sıkılaştırıldı. Ayrıca solunum rahatsızlığı yaşayıp grip testi negatif çıkan hastalara hemen koronavirüs testi uygulanmaya başladı; bu sayede ilk yerel bulaşmalar tespit edildi ve virüsün halk içinde yayılmasının önüne geçildi.

Singapur: Güçlü sağlık sistemi ve halkın katılımı

Toplam 893 koronavirüs vakasından sadece 3’ünün hayatını kaybettiği Singapur’da da  katı karantina kurallarıyla bulaşmanın önüne geçildi; ülkenin güçlü sağlık sistemi de özellikle ağır ve kritik hastaların yoğun bakımdaki tedavisinin sorunsuz yürümesini sağladı. Ayrıca karantina kurallarına uymayanlara 10 bir dolara kadar para ve altı ay hapis cezası uygulanıyor. Evde kalan serbest meslek sahiplerine günde 100 dolar para yardımı yapılıyor; evde tek başına kalması mümkün olmayan insanlar da kamu tesislerinde kalabiliyor.

Singapur polisi, CCTV izleme sistemlerini kullanarak ve hastalarla görüşerek virüse maruz kalmış olması muhtemel insanları belirliyor. Singapur’un nüfusu nispeten az olabilir, kamu sağlığı sistemi iyi çalışıyor olabilir ama halkın sürece etkin katılımı olmadan bu küçük şehir devlet, tüm bu imkan ve uygulamalara karşın koronavirüs karşısında aciz kalabilirdi.



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.