- 10 Temmuz 2021
- Yayınlayan: Kerem Kofteoglu
- Kategori: Son Yazılar
Zhejiang eyaletinin Cangnan ilçesinde bulunan Qiaodun kasabasına bağlı Wanyao köyünün Ming Hanedanlığı’ndan (1368-1644) İmparator Hongwu’nun (1368-1398) hükümdarlığına kadar geri giden uzun bir tarihi var.
(ZHU HONG /CHINA TODAY)– Eskiden burası gündelik hayatta kullanılan mavi ve beyaz porselenlerin güney Zhejiang’daki ana üretim üssüydü. Köy bugün de, eskiden kalma konutları, fırınları, tapınakları ve opera sahneleriyle tarihi tarzını koruyor.Burada üretilen porselen geçmişte Çin’de büyük bir şöhrete sahipti. Ancak modern imalat tekniklerinin gelişmesi Wanyao köyünü devre dışı bıraktı.
Nehir kenarındaki bir yamacın üzerine kurulu Wanyao köyünün muhteşem bir manzarası var. Evler, atölyeler, suyla çalışan ağır çekiçler, ejderha fırınları (uzun, mağara benzeri fırınlar) ve dağın eteğindeki eski opera sahneleri, yüzlerce yıl öncesine uzanan hikayeler anlatıyor.
Yüzlerce yıldır üzerinde yürüyenlerin iyice düzleştirdiği yassı taşlarla döşeli yollar köyün dört bir tarafına uzanıyor. Köyün ortasından bir dere akıyor ve yöre halkı çamaşır, yemek ve banyo için su ihtiyacını buradan karşılıyor. Çok sayıda ahşap su çarkı geçmişteki gibi dönmeye devam ediyor.
Bu dağ köyünde, 300’den fazla eski ahşap ev hala ayakta ve içinde köylüler yaşıyor. Tipik bir kompleks, güneye bakan bir ana ev ile iki kanat ve bir avludan oluşuyor. Dağ yamaçlarına inşa edilen kanat odaları, genelde sekiz kenarlı oluyor ya da üç dört katlı sütunlu binalardan oluşuyor. Yerel koşullarla uyumlu çok eski bir inşaat bilgisi ve tekniğinin somut ifadeleri olan bu evler, doğal ortamla incelikli ve yalın bir şekilde bütünleşiyor ve yaşayan bir tarihin nadir örnekleri olarak görülüyor.
Ming ve Qing Hanedanlığı’nın altın çağlarında, Wanyao köyünden biriyle evlenerek buraya yerleşmenin çok makbul bir şey sayıldığı söylenir. Köyün eskiden ne kadar zengin ve bereketli olduğunun delili, yamaçtaki tarihi opera sahnesi. Bu kadar sakin ve tenha bir yerde böylesine göz kamaştırıcı bir opera sahnesi, gerçekten inanılmaz bir manzara oluşturuyor.
Sahne, ne çivi ne da herhangi başka bir metal bileşenin kullanıldığı ahşap bir yapı. Spiral şeklindeki çatının üzerinde klasik operaların büyük bir zarafetle boyanmış hikayeleri yer alıyor. Bütün karakterlerin yüz ifadeleri son derece canlı; kostümleri de rengarenk. Yüzlerce yıldır rüzgara ve yağmura maruz kalmasına rağmen incelikli fırça ustalığını hala gayet net görebiliyorsunuz. Dansçılar, müzik aletleri, icracılar ve alkışlayan seyirciler canlı gibi. Çatının kenarı boyunca uzanan hayvan heykelleri de aynı şekilde çok etkileyici.
Yöre halkı, sahnenin köyün en parlak döneminde, ülkenin dört bir yanından tüccarların porselen satın almak için buraya akın ettiği günlerde inşa edildiğini söylüyor. Porselen yapımında kullanılan el sanatları genelde uzun zaman aldığından tüccarların bazen mal stoklamak için aylarca köyde kalması gerekiyormuş. Akıllı köylüler, kurnazca bir ticari hamleyle, opera sahneleri inşa etmek ve opera topluluklarını burada gösteriye davet etmek için para toplamış. Bu şekilde tüccarlar bir taraftan iş yaparken diğer taraftan da eğlenebilecek ve rahatlayabilecek bir ortama kavuşmuş. Yöre halkının misafirperverliği sayesinde tüccarlar mutlu müşteriler olarak ayrıldıkları bu köye hep geri döner ve daha da fazla para harcarmış.
Yamaçtaki sahnenin dışında dağın eteğinde de bir sahne varmış ama burası su deposu inşa edilirken sökülmüş. Eski günlerde Wenzhou’nun tanınmış opera toplulukları oyunlarını bu iki sahnede sergilemek için sıraya girermiş. Efsanelerin ve romantik hikayelerin anlatıldığı gösteriler kapalı gişe oynar, büyük kalabalıklar çekermiş. Wanyao köyünün gişe rekorları Wenzhou’yu bile geride bırakırmış. Bu yüzden köy kültürel ortamıyla da çok meşhurmuş.
BİR PORSELEN ÜSSÜ

Porselen bir zamanlar Wanyao köyünde çok önemli bir yere sahipti. Köyün müzesinde sergilenen çeşitli porselen eşyalar bu tarihin kaydını tutuyor. Wanyao sakinlerinin ataları Fujian eyaletine bağlı Lianjiang’ın yerlileri. Savaşlardan kaçan bu insanlar, yolda büyük sıkıntılar ve zorluklarla boğuşarak Zhejiang’a göç etmiş. Bugün Wanyao’nun bulunduğu bölgenin doğal ortamını beğendikleri için en sonunda buraya yerleşmişler. İlk yerleşimciler, işlenmemiş toprağı ekip biçmeye başlamış, evler ve fırınlar inşa etmiş. Bazıları ateşte porselen pişirmeyi zaten biliyormuş. Bölgedeki doğal kaynaklardan faydalanarak; suyu enerji, samanı yakıt, kaolin kilini hammadde olarak kullanarak bu kadim porselen üretim tekniğini burada yeniden canlandırmışlar. Çevre köy ve kasabalar, hala bir tarım ekonomisi kurmanın erken aşamalarındayken, Wanyao’da spesifik bir iş bölümüne ve hızla büyüyen bir porselen sanayiine sahip bir toplum şekillenmiş. Köy, Qing Hanedan İmparator Kangxi ve İmparator Qianlong’ın hükümdarlığı döneminde tanınmış bir porselen ticareti merkezi haline gelmiş.
Sanayi geliştikçe köye daha fazla insan gelmiş; bir ara köyün nüfusu 4 bine ulaşmış. Köyde imal edilen porselen eşyalar arasında büyük ve küçük kaselerden bardaklara, kaşıklara kadar insanların günlük hayatında kullandığı bir çok ürün bulunuyormuş. Bu porselenler, Wenzhou’nun ilçelerinin yanı sıra Jiangsu, Anhui, Shandong ve Tayvan’da bile satılıyormuş. En parlak zamanında köyde sayısız atölye, 40 suyla beslenen çekiç ve 18 ejderha fırını gece gündüz çalışırmış.
BELİRSİZ BİR GELECEK
Bugün porselen üretiminde geleneksel becerilerin yerini ileri teknikler almış durumda. Kömür, elektrik ve gazla çalışan fırınlar, hızlandırılmış bir seri üretimi mümkün kılıyor. Köydeki ejderha fırını yıllardır kapalı ve pazarda el yapımı porselen kaselere pek rastlanmıyor. Sadece hatıraları taze. Bir zamanların hareketli porselen üssü, bir kez daha, çoğunluğu yaşlılardan oluşan yüzden az insanın yaşadığı sakin bir köye dönüşmüş durumda.
Yerel turizm bürosu köyün geleneğini yaşatmaya çalışıyor. 60’larında bir çömlekçi olan Yu Zhenman bu koruma girişiminin bir parçası. Yu, 40 yılı aşkın bir süreyle köydeki porselen fabrikasında çalıştı. Fabrika kapandığında köyde kalmayı tercih etti. Şimdi de köye gelen ziyaretçilere geleneksel porselen üretiminin nasıl yapıldığını gösteriyor.Yu’nun gösterisini bir ejderha fırınının hemen yanında izledim. Boz kahverengi çömlek kili daha önceden suyla çalışan çekiçle dövülmüş ve iyice karıştırılmıştı. Yu elleriyle kilden iri bir parça kopardı ve bunu çömlek çarkının üzerine koydu.
Bir taraftan tablayı döndürürken, diğer taraftan da kili yumuşak ve seri bir şekilde elleriyle bastırarak, sıkıştırarak yukarı ve dışarı doğru uzattı. Sihirli bir biçimde ellerinde bir kase şekillendi; bir çiçeğin tomurcuklanıp açması gibi. Yu bana, fabrikada çalıştığı sırada günde buna benzer bin tane kase ürettiğini anlattı. Her kasedeki hata payı 1 milimetre ile sınırlıydı. Kupa ve petrol lambası gibi 100’den fazla eşya üretebilen Yu, benimle konuşurken de küçük bir şarap kadehi yaptı. Yu, kendi kasemi imal etmem için beni cesaretlendirdi. Tezgahın başına oturdum ve talimatlarını yerine getirdim. Ama kil benim elimde kaseden başka her şeye benzedi. Yu beni teskin etti: “Ben bu işi onlarca yıldır yapıyorum. Senin için ise bir ilk.” Rustik el yapımı kaselere özellikle turistlerin büyük ilgi gösterdiğini söyleyen Yu, “Bunları Wanyao köyüne has bir hatıra eşyası olarak görebiliriz” dedi. Yu işini seviyor. Turistlere gösteri yapmaktan memnun ama ileride köyü daha fazla insanın ziyaret etmesini umuyor. Sakin günlerde yaşamını tarımdan kazanıyor. Toprağı işlerken sık sık karşısına kaolin kili çıkıyor. Bu onun için heyecan verici bir keşif ama bu hazineyle ne yapacak ki?
Fırının ateşi çoktan söndü ve Yu’nun becerikli elleri artık ona makul bir maaş sağlayamıyor; çömlek şovundan ayda sadece 300 RMB kazanıyor. Genç nesiller iş için büyük şehre göç ederken yaşlılar geçinmek için köyde basit tarım işleriyle baş başa kalıyor. Bu uzak köyde hayatları hiç kolay değil, günlük ihtiyaçları için uzun bir yol gitmek zorundalar.
Bu köylüler, zanaatlarına geri dönmeleri ve porselen sektörünü canlandırmaları için teşvik ediliyor ama böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını sorduğumda gözlerinde çaresizlik ve bu dağ köyünü bir gün terk etme özlemini görüyorum. Ama diğer taraftan, burada yaşamanın zorluklarına rağmen, köyün huzur ve bütünlüğünün muhafaza edilmiş olmasından dolayı kendilerini şanslı addediyorlar.
1980’lerin başlarında bir Japon folklor grubunun Wanyao’ya gelmesiyle köy biraz olsun canlandı. Buranın ününü duyan turistler, köyün dış dünyayla bağlantısını yeniden kurdu ve içinde bulunduğu durumun farkına varılmasını sağladı. 1990’larda Devlet Kültür Mirası İdaresi’nin yöneticisi Luo Zhewen’in Wanyao’yu ziyaret etmesi, bir diğer önemli dönüm noktasıydı. 70’li yaşlarının sonlarındaki Luo, köye vardığında çok yorgun olmasına rağmen büyük bir hevesle opera sahnesini, ejderha fırınını gezdi ve köy sakinleriyle görüştü. Gece olduğunda da turunu bir lamba eşliğinde sürdürdü. Luo, ziyaretinin ardından “Wanyao köyü dünya mirası statüsü için başvuruda bulunma yeterliliğine sahip” sonucuna vardı.
Wanyao köyü şu anda korumaya alınmış önemli bir miras alanı. Yöre halkı, tarihi eserlerin daha iyi korunması için bir porselen müzesi kurmak amacıyla para topladı. Köy “Çin’in tanınmış tarihi ve kültürel köylerinden biri” ve “Zhejiang eyaletinin en güzel köyü” olarak büyük takdir topluyor. Giderek daha fazla turist burayı ziyaret ediyor. Köyde gezinirken ve tarihi yerleri gördüğümde, Wanyao’nun geçmişini ve onu bekleyen geleceği düşünmekten kendimi alamıyorum. Belki de köyün kaderini belirleyecek tek şey zaman.