- 27 Kasım 2025
- Yayınlayan: Kerem Kofteoglu
- Kategori: Son Yazılar
Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong’un ev sahipliğinde The Tarabya Otel’de gerçekleştirilen Çin’in Yönetim Anlayışına Yakından Bakış, Çin Deneyimleri Üzerine Değerlendirme Toplantısı’ın son iki panelinde ülkenin Küresel İnisiyatifleri masaya yatırıldı.
İkinci oturum CGTN Türk tarafından gerçekleştirildi. Bu bölümde Çin’in ekonomik, kalkınma, güvenlik ve kültürel alanlarda ortaya koyduğu inisiyatifler; kapsamları, hedefleri ve küresel etkileri çerçevesinde ele alındı. Çin’in bu stratejilerle uluslararası sistemde nasıl bir rol inşa etmeye çalıştığı tartışıldı. Beş farklı inisiyatif, oturumun konuşmacıları tarafından değerlendirilerek aktarıldı.
Oturumun konuşmacıları arasında Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Usluer, Arel Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Melih Baş, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Barış Adıbelli ve gazeteci Gökhun Göçmen yer aldı. İlk sözü Gökhun Göçmen aldı.
“Küresel düzen çok kutupluluğa evriliyor”
Gazeteci Gökhun Göçmen, Çin’e yaptığı çok sayıdaki ziyaretten edindiği deneyimleri paylaşarak konuşmasına başladı. Çin Komünist Partisi’nin 19. Ulusal Kongresi’ne katılmasının kendisi için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. “Xi Jinping düşüncesinin resmileşmesi” nedeniyle bu kongrenin Çin siyasi tarihinde kritik bir yere sahip olduğunu ifade etti. Türkiye’ye döndükten sonra bu konuda çeşitli makaleler ve yayınlar yaptığını anlattı.
Sunumunun devamında küresel güç dengelerine değinen Göçmen, 500 yıllık Batı hegemonyasının artık tek belirleyici olmadığını, dünyanın hızla çok kutuplu bir düzene doğru evrildiğini söyledi. Deniz hakimiyeti, ticaret yolları ve küresel hegemonya teorilerini örnek göstererek Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin bu teorilerin seyrini değiştiren bir kırılma noktası olduğunu vurguladı.
2013’te ilan edilen inisiyatifin, uzun süre göz ardı edilen coğrafyaları yeniden küresel dengelerin merkezine taşıdığını, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya birçok ülkenin bu süreçte güç kazandığını aktardı.
Göçmen, Türkiye’nin bu yeni çok kutuplu dönemde stratejik bir konumda bulunduğunu, Orta Koridor’un Avrupa–Asya ticaretinde kilit rol üstlendiğini belirterek sözlerini tamamladı. Ticaret yolları çeşitlendikçe güç merkezlerinin de çeşitlendiğini hatırlattı ve Türkiye’nin bu değişimden önemli kazanımlar elde edebilecek ülkeler arasında olduğunu vurguladı.
“İnsan odaklı bir vizyon sunuyor”
İkinci oturumda söz alan Arel Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Melih Baş, konuşmasına Dünya Zeytin Ağacı Günü’nü hatırlatarak başladı ve zeytin ağacının “barış, kalkınma ve dirençliliğin sembolü” olduğunu vurguladı.
Prof. Baş, Çin’in son yıllarda açıkladığı dört büyük küresel girişimi hatırlatarak sunumunu özellikle Küresel Kalkınma Girişimi (GDI) üzerinde yoğunlaştırdı. Girişimin BM 2030 hedefleriyle uyumlu olduğuna dikkat çekerek kalkınmaya öncelik, insan merkezlilik, kimseyi geride bırakmama, yenileşim ve insan–doğa uyumu başlıklarını temel ilkeler olarak sıraladı.
Konuşmasında ekolojik uygarlık yaklaşımına özel önem veren Prof. Baş, kalkınmanın sadece ekonomik büyüme değil, çevresel ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olduğunu vurguladı. Yenileşim konusunda ise “İnovasyon bir araçtır; nasıl kullanıldığı önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Prof. Baş, GDI’nin uygulanmasını takip eden uluslararası mekanizmalardan söz ederek, BM’de kurulan ve 130 ülkenin yer aldığı GDI Dostları Grubu’nun çalışmalarını hatırlattı. Son raporlarda yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, iklim değişikliğiyle mücadele ve dijital ekonomi gibi alanlarda ilerleme kaydedildiğini aktardı. Konuşmasını, Çin Başbakanı Li’nin girişim kapsamında önerdiği dört başlıkla tamamladı: İstikrarlı kalkınma ortamı, dengeli ortaklıklar, teknoloji işbirliği ve yeşil-düşük karbonlu kalkınma.
“Çin, krizlere diplomasiyle yaklaşıyor”
Üçüncü konuşmayı Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Barış Adıbelli yaptı. Konuşmasına küresel sistemin 1945 sonrası kurulan yapısıyla artık işlevsiz hale geldiğini vurgulayarak başlayan Adıbelli, günümüz dünyasında güvenlik, diplomasi ve ekonomik dengelerin ciddi bir türbülans yaşadığını söyledi.
Adıbelli, Xi Jinping’in 2017’de Çin’i “sorumlu büyük güç” olarak ilan ettiği 19. Parti Kongresi’nin bir kırılma noktası olduğunu belirtti. Bu açıklamanın ABD tarafından tehdit algısına dönüştüğünü, Washington’un Çin’i o günden itibaren hedef tahtasına koyduğunu ifade etti. Ancak Çin’in kendisini Batı tarzı “büyük güç” anlayışının içinde değil, küresel güneyin sorumluluk üstlenen bir aktörü olarak tanımladığını vurguladı.
Filistin meselesi üzerinden Çin’in krizlere yaklaşımını örneklendiren Adıbelli, Çin’in 1950’lerden bu yana Filistin’e tutarlı şekilde destek verdiğini, İsrail’i bile uzun süre tanımadığını hatırlattı. Çatışmalara yaklaşımında Çin’in temel ilkesinin diplomasi ve barışçı çözüm olduğunu ifade ederek, “Çin askeri angajmana girmez, güvenliği diplomasiyle sağlar” dedi.
Adıbelli ayrıca Çin’in askeri ittifaklara mesafeli durduğunu, bu nedenle Şanghay İşbirliği Örgütü’nün askeri bir yapıya dönüşmesine karşı çıktığını söyledi. Askeri ittifakların savaşın nedeni olduğunu belirten Çin’in, küresel güvenlik mimarisinde diplomasi ve eşitliği öncelediğini vurguladı.
Konuşmasında Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısının iflas ettiğini söyleyen Adıbelli, buna rağmen Çin’in “daha güçlü ve daha adil bir BM” önerdiğini aktardı. Çin’in, veto mekanizmasının yarattığı adaletsizliklere dikkat çekerek güvenlik konseyinin ayrıcalıklı bir “güçlüler kulübü” olmaktan çıkarılması gerektiğini savunduğunu ifade etti.
Adıbelli konuşmasını, güvenliğin yalnızca askeri bir kavram değil; ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutları olan bütüncül bir alan olduğunu vurgulayarak tamamladı. Çin’in bu yaklaşımla hem teorik hem pratik bir alternatif sunduğunu, buna rağmen bazı Batılı ülkeler tarafından “tehdit” olarak gösterildiğini ifade etti.
“Dünya değişmek zorunda”
Oturumun son konuşmacısı Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Usluer oldu. Siyaset bilimi uzmanı olmadığını fakat bir yurttaş olarak küresel sistemde yaşanan adaletsizliklerden duyduğu rahatsızlığı paylaşmak istediğini söyleyerek sözlerine başladı.
Usluer, “gelişmekte olan ülkeler” söyleminin aslında nesiller boyunca sürdürülen bir oyalanma olduğunu vurguladı. Kapitalist düzenin, bazı ülkelerin hiçbir zaman ‘gelişmiş’ seviyesine çıkmasına izin vermediğini, bunun Gazze’de yaşanan trajedide de açıkça görüldüğünü belirtti.
Birleşmiş Milletler sisteminin işlemeyen yapısına dikkat çeken Usluer, Güvenlik Konseyi’nde beş ülkenin mutabakat sağlayamadığı her durumda kararların kilitlendiğini, Gazze örneğinde olduğu gibi hiçbir adım atılamadığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çıkışının bu gerçeği işaret ettiğini, ancak Türkiye’de bu söylemin siyasi tartışmalar içinde değersizleştirildiğini ekledi.
Usluer, Xi Jinping’in Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde açıkladığı “Küresel Yönetişim Girişimi”nin, Türkiye’nin yıllardır savunduğu bu tezle paralellik taşıdığını belirtti. Çin’in bu vizyonu beş temel ilke etrafında sistemli şekilde geliştirdiğini, bunun “daha adil ve temsil gücü yüksek bir uluslararası düzen” arayışına önemli katkı sunduğunu ifade etti.
Konuşmasında Çin kültürü ve toplumsal yapısıyla Türkiye arasındaki benzerliklere de değinen Usluer, Çin’e yaptığı ziyaretlerde gözlemlediği “saygı, incelik, ahlaki hassasiyet ve insan merkezli yaklaşımın” iki toplum arasında doğal bir yakınlık oluşturduğunu söyledi. Çin’in inisiyatiflerinde yer alan çevre duyarlılığı, insan odaklılık ve eylem vurgusunun dikkat çekici olduğunu belirtti.
Konuşmasını umut–gerçekçilik dengesiyle tamamlayan Prof. Usluer, Çin’in barışçıl girişimlerinin değerli olduğunu ancak küresel sistemin direncinin bu iyi niyetli adımları zorlayabileceğini ifade etti. Buna rağmen Çin’in, BM Güvenlik Konseyi’nin “beş daimi üyesinden biri” olmasına karşın “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımına destek vermesinin son derece önemli ve samimi bir tutum olduğunu söyledi.