Kaşgar’ın el sanatları gelecek nesillere aktarılıyor

Nihayet Kaşgar’a vardık, ülkenin kıyısında duran bir şehir. Batısı Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Kırgızistan ile sınırdaş. “Kaşgar” ismi beni, uzak da olsa, tatlı bir melodi gibi her zaman cezbetti.

SONIA BRESSELER-Yolculuk sizi Çin’in uzak batı taşrasının derinlerine götürürken, Tahran’a Beijing’den daha yakın olduğunuzu hissediyorsunuz. Şehir, çöller ve dağları yansıtan binlerce renk tonu ile parıldıyor. Üzeri pek çok asrın toz katmanıyla örtülü Kaşgar’da bin yıllık kahkaha ve şarkıların sesi çınlıyor. Şehir, geçmişte ticaretin ve kültürel temasların merkez üssüydü, şimdi modern İpek Yolu’nun kalbi olarak bu konumunu yeniden kazanıyor.

Tüccarlar dükkan önlerinde mallarını satarken arka sokaklarda da çekiç döven, ahşap oyan zanaatkarları her yerde görmek mümkün. Eşek arabalarının kalabalıklar arasında koşuşturduğu rengârenk çarşılar kıpır kıpır. Izgarada pişen etlerin hoş kokusu ile çayların uçucu buğusu baharat kokularına karışıyor, çekiçle dövülen hurda metalin kesintisiz sesi havayı dolduruyor. Hem eski hem modern sokaklar labirentinde kaybolmanız işten değil; öyle zamanlarda yöredeki Kaşgarların neler sunabildiklerine müteşekkir olmak üzere çay içip ev yapımı kebaplardan yiyebilirsiniz.

Otel odamın penceresinden kuşbakışı seyrettiğim şehrin bu denli engin ve farklı oluşu bende hayranlık uyandırıyor. Aynı zamanda muhteşem renkleriyle çölün çevrelediği şehrin büyüleyici modernliği mest ediyor. İnsanların İpek Yolu’nda gerçekten görmesi gereken bir şehir burası. Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ni tam olarak tanımak için haritayı bir kenara bırakıp yüksek bir noktadan doğudaki Taklamakan’a (dünyanın ikinci büyük çölü), güneydeki Kunlun Dağları’na, batıdaki Pamir Yaylası’na ve kuzeydeki Tianshan Dağları’na bakmalısınız.

Eski kenti gezdik

Kapıların binbir sır, binbir efsane gizliyormuş gibi göründüğü dar geçitlerden oluşan bir labirentte kaybolmak çok zevkli. Burayı bulmak için şehrin kuzeydoğu bölgesine yolculuk etmelisiniz. Deniz seviyesinden yaklaşık 40 metre yükseklikteki eski şehir gayet gizemli görünüyor. Yaklaşık 900 metrelik bu küçük yerde koca bir Uygur topluluğu kümelenmiş durumda. Kumdan yapılmış şehre baktığınızda, düz çatıları, toprak duvarları, küçük pencereleri ve kare yapılarıyla buranın 600 yıldan fazla bir geçmişe olması sizi şaşırtıyor. Burada görülen geleneksel Uygur evleri, Orta Asya’nın Fars ve Arap kültürlerinden etkilenmiş İslam mimarisini tipik şekilde sergileyen evler.

Eski şehri, modern bölgeden bir nehir ayırıyor. Uygurların buraya yerleşmesi, dokuzuncu yüzyıldan itibaren başladı. Uygur topluluğu insanı hep şaşkınlığa sürüklüyor—her an yıkılacakmış gibi duran bu atalardan kalma dekorda 640 aile (yaklaşık 3 bin kişi) yaşıyor ve çalışıyor. Sizi gezdirmek için yöreden bir rehber edinmeniz zorunlu, çünkü sokaklar sonsuza dek uzuyormuş gibi ve labirent kaybolanları hızla yutuyor. Tuğla duvarların, soluk boyalarla kaplı ahşap kapıların ardında tüm aileler ve zanaatkarlar, huzur içinde bir arada yaşıyor. Aileler büyüdükçe evlerin büyüdüğünü belirtmek lazım, ancak yine de herkes aynı çatı altında. Bu eski şehir kumdan yapılmış büyük bir kale gibi. Kuzeydoğuya doğru giden ziyaretçiler, yaklaşık 10 metre yüksekliğindeki 500 yıllık eski şehir surlarından bir kesiti gayet etkileyici bulabilir.

Zanaatkâr Omar Ali’ye tanıştık

Omar Ali bir çömlek ustası. Bizi avlusunda karşılıyor ve ardından birlikte çay içmek için oturup bir süre keyifle sohbet ediyoruz. Omar, çömlekçilik işine 1985’te üniversiteden mezun olduktan sonra başlamış. Çiçek saksıları yapıyormuş, ancak plastik saksıların gelişiyle iş modelini yenilemek zorunda kalmış. “Gelişmek önemli. Mesleğimin başlangıcında, yaptığım çömleklerin yüzde 80’i günlük kaplar, mutfak eşyalarıydı. Şimdi ürünlerimin çoğu turistik ve dekoratif eşyalar” diyor.

Omar, daha iyi bir yaşam sürmek ve ailesini geçindirmek için üretimini yıllar içerisinde bir kaç kez daha kârlı alanlara yönlendirmek zorunda kalmış. Şu anda yetenekli bir zanaatkâr ve zarif dekoratif eşyalar yapıyor. Turizmin bölgenin kalkınmasını teşvik etmede önemli olduğunu düşünüyor, çünkü turizm kendi işi için hayati önem taşıyan müşterilerin kafileler halinde gelmesini sağlıyor. Gelecek hakkında konuştuğumuzda Omar hayli iyimser: “Gelecek parlak. Bunlar el yapımı nesneler. Akın akın gelen turistler arasında el sanatları çok popüler. Gelecekte her şey iyi olacak ve ben çok iyimserim. Turizm gelişmeye devam edecek.” Gençlerin çömlekçilik öğrenmek konusundaki ilgisizliğinden yakınan Omar, “Biz burada son kalan üç ustayız. Yaşım 40’ı geçti ama ben en gençleriyim. En yaşlımız 60 yaşında” diyor.

Bu zorluğa rağmen bir çözüm geliştirmiş: “Makine üretimini yaymak istiyorum. Bu, ustalaşmak için geçen süreyi kısaltacak ve çırakların ilgisinin artmasını sağlayacak. Hazırlık sürecini tamamlamak çok uzun sürdüğü için çok az kişi bu zanaatı öğrenmeye istek duyuyor.” Omar, ustalığını ilerletmek için güzel sanatlar diploması almak istiyor. Ama buna ayıracak zamanı yok. Ailenin geçimini sağlayan kişi olarak atölyesinden ayrılmayı göze alamıyor.

Bu, imkansız bir işe kalkışmak olur. Ama Omar haklı da: Çömlekçilikle ilgilenen gençlerin güzel sanatlar öğrenimi görürken aynı zamanda çalışabilmelerine imkan sağlanmalı. Geleneksel el sanatları, gelecekte bölgenin ekonomik temel taşı olacak. Lüks ile aynı anlama gelecek, dolayısıyla bu işi yapmak zaman ve beceri gerektiriyor. Kendine ait tasarımı ve tarihi ile her eşya benzersiz.

Kaynak tahsis edildi
Omar, farkında olmadan, medeniyetimizi anlamak için hayati öneme sahip bir unsuru dile getiriyor: Kalite. Küreselleşme tekillikleri silme eğiliminde—vizyonları, düşünceleri ve zevkleri standartlaştırıyor, kendi sınırları var ve insanlık hissiyatımızı aşındırıyor. Çin bize el sanatlarını nasıl yaşama döndüreceğimizi göstermenin yanı sıra kalite ve mesafesizliğe geri dönmenin kalkınmayı engellemediği gerçeğini de kanıtlıyor. Bir mana bulmalıyız.
Açıkçası, bu kadim şehir kırılgan; insana pek teselli imkanı tanımayan bir gerçek bu. Zamanda donmuş gibi görünen bir kumdan kale. Mağrur ama kırılgan ve ince.

Büyü bozulmasın diye, Çin hükümeti 2010 yılında muazzam bir yenileme projesi başlattı. Eski şehrin tüm modern olanaklarla (içme suyu, kanalizasyon, elektrik dahil) yeniden inşasına 7 milyar RMB’yi aşkın bir kaynak tahsis edildi. Evler depreme dayanıklı hale getirilirken şehrin mimarisi geleneksel Uygur stiliyle bütünlük arz edecek.
Bu eski şehir büyüleyici bir yer; her şey yeniden hayata dönüyormuş gibi görünüyor, zanaatkârlar ve satıcılar artık elektrikli scooter’lara binen yöre insanları ve turistlerle haşır neşir olsa da. Kaşgar bir vaha ve nefes alabileceğiniz, dolaşabileceğiniz, kaybolabileceğiniz, hatta belki kendinizi keşfedebileceğiniz bir şehir olarak yeniden diriliyor.

(Haber, Fransız yazar ve felsefeci Sonia Bresseler’in China Today Türkiye’deki yazısından alındı)



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.