Çin’in doğu kıyısında bir şehir olan Lianyungang’da Kongwang olarak bilinen bir tepe var. Bu kelimeyi bire bir çevirirsek “Konfüçyus Tefekkür Ediyor” anlamına gelir. Bu ad, büyük filozof Konfüçyus’un (Çince’de Kong Zi) denizi tefekkür etmek (wang) için söz konusu tepeye tırmanmış olmasından geliyor.

(DANG XIAOFEI /China Today) –Ancak sadece 129 metre yüksekliğindeki bu küçük tepeyle ilgili en şaşırtıcı şey, büyük bir Çin düşünürü tarafından ziyaret edilmiş olması değil. Doğu Han Hanedanlığı döneminden kalma bir dizi Budist oymayı barındırması. Bu, Budizm’in Çin’e Deniz İpek Yolu vasıtasıyla ulaştığının bir delili.

Figürler, tepenin eteğindeki girişin 500-600 metre batısındaki taş yoldan görülebiliyor. Toprak sarısı bir kayaya oyulmuş farklı boyut ve konumlardaki 105 figür, Taocu ve Budist hikayeler anlatıyor. Aslına bakarsanız, bu imgeler Deniz İpek Yolu’nun sırlarını bünyesinde barındırıyor.

“Resme” Taocu figürler hakim olsa da çevrelerinde bazı Budist imgeler de bulunabiliyor. Bu bağdaştırmacılık Doğu Han Hanedanlığı’nın kültürel bir özelliğiydi, özellikle Budizm’in Çin’e girmesi ve yayılmak için yerel dinden—Daoculuk’tan—faydalanmasının ardından. “İmgelerin pozisyonları ve oyma teknikleri kesinlikle Han tarzını yansıtıyor, mesela yüksek kabartmanın tam anlamıyla kullanılması ve oymanın dışbükey hatlarla yapılması” diyor Lianyungang’daki Haizhou Bölgesi Turizm Departmanı’nın direktör yardımcısı Gao Feng.

Budist imgelerin karşısında, dört nilüfer çiçeğinin üzerinde, her bir ayağı bir nilüfer çiçeğinin üzerinde yer alacak şekilde tek bir dev kayadan oyulmuş bir fil bulunuyor. “Gerek fil gerek nilüfer çiçeği Budizm’le yakından ilintili” diyor Gao Feng, “Sakyamuni Buda’nın yeni bir bedende dirilmeden önce bir file bindiği söylenir. Yeniden doğduktan sonra da Sakyamuni nilüfer çiçeklerinin üzerine basmıştır”. Kayayı süsleyen imgelerle birlikte taş fil, Budizm’in Çin’de yayıldığı ve Taoculuk’la uyum içinde bir arada var olduğu bir dönemle ilintili. Filin sol ön ayağında “Yongping’in saltanatının dördüncü yılının dördüncü ayı” yazıyor. Bu tarih, filin yaratıldığı dönemi, yani Doğu Han Hanedanlığı’nın ikinci imparatoru olan Liu Zhuang’ın hükümdarlığını işaret ediyor. Karadaki İpek Yolu’na paralel Çin’in Hint Budizmi’yle Deniz İpek Yolu vasıtasıyla tanışmış olduğu belirtiliyor.

XU FU’NUN DOĞU SEYAHATİ

Deniz İpek Yolu nasıl başladı? Bundan 2 bin 200 yıl önce Qin Hanedanlığı’nın ilk imparatoru simyacısı Xu Fu’yu ölümsüzlük iksirini araması için denizaşırı topraklara yolladı. Binlerce çocuk ve farklı alanlarda uzmanlaşmış teknisyenlerden oluşan ve tonlarca muhtelif tahıl taşıyan karavanın başı olarak Xu Fu memleketi Haizhou’dan (o zamanki adıyla Lianyungang’dan) doğuya gitmek üzere yola çıktı. Simyacı belli ki iksiri bulamadı ama ülkenin doğu kısmında bir navigasyon rotası geliştirerek Deniz İpek Yolu’nun öncüsü oldu.

Yolculuğu sırasında Japon takımadalarının ana kara parçası Honshu’da bulunan Wakayama iline ulaşan Xu Fu, Kyushu Adası, Setonaikai Denizi ve Kii Yarımadası’nın en kuzeyindeki Kitakyushu’ya da gitti. Günümüzde Japonya’da Xu Fu’yla bağlantılı bir çok tarihi mekanı ziyaret etmek mümkün—tapınağı, mezarı, kuyusu, karaya çıkma noktası gibi. Hatta bazı Japon akademisyenler Xu Fu’nun Jimmu Tenno, ilk Japon imparatoru olduğunu iddia ediyor.

Kongwang Tepesi’nde bir Buda oyması. (Fotolar: Yu Jie)

Xu Fu neden Lianyungang’ı yolculuğunun başlangıç noktası olarak seçti? Lianyungang Tarihi Kalıntılan Koruma Araştırma Enstitüsü’nün direktör yardımcısı Luo Lin’e göre, bölgenin eski sakinleri navigasyon tekniklerinde çok ustaydı ve dış dünyayla deniz yolu vasıtasıyla ticaret yapıyordu. Bu da Deniz İpek Yolu’nun başlangıcının temelini oluşturdu. “Bütün bunları Jiangjun Uçurumu’ndaki resimlerde görmek mümkün” diyor Luo. “Doğunun Semavi Yazıtları” olarak bilinen Jiangjun Uçurumu’ndaki bu resimler, Çin sahilinde keşfedilen türünün ilk örneği olmakla kalmıyor; aynı zamanda 7 bin yıllık tarihiyle ülkenin en eskisi. Xu Fu’nun keşif filosu imparator için ölümsüzlük iksirini bulmak amacıyla çeşitli deniz güzergahlarında seyahat etti. Bu da ileride buralara gidecek ticaret gemilerine gayet değerli bir deneyim sundu. Deniz İpek Yolu’nun yavaş yavaş konsolide olmasıyla ipek ürünler, Çin porseleni eşyalar Lianyungang’dan Japonya’ya, Kore Yarımadası’na, Hindistan’a, Sri Lanka gibi Güney Asya ülkelerine ihraç edilmeye başladı. Gemiler, dönüşte Çin’e Budizm’i getirdi.

ASYA İÇİ İLETİŞİM

Xu Fu sadece Japonya ve Kore’ye tarım, ipek böcekçiliği ve tıp tekniklerini götürmekle kalmadı, aynı zamanda yeni nakliye rotaları çizdi ve Arap dünyasını da içerecek şekilde yolu üzerindeki ülkelerle kültürel etkileşim kanallarının açılmasını sağladı.

Sui ve Tang hanedanlıkları döneminde, kara İpek Yolu’nda savaşlar nedeniyle aksaklıklar yaşandı. Ancak batıdaki olumsuz koşullar güneydoğudaki Deniz İpek Yolu’nun gelişmesini sağladı. Lianyungang, Kore Yarımadası’nın güneydoğusunda bir ülke olan Silla ve Japonya ile yapılan alışverişin önemli bir merkezi haline geldi.

Yüzlerce yıl içinde hava koşulları nedeniyle bir çok ayrıntı kayboldu

Çinliler tarafından Chao Heng adıyla bilinen Abe no Nakamaro büyük şair Li Bai’yle büyük bir dostluk geliştirdi. Abe no Nakamaro ülkesine dönme zamanının geldiğine karar verdiğinde, Li Bai dostuna veda etmek için Lianyungang’a gitti. Abe no Nakamaro’nun yola çıktığı tarihte büyük bir fırtına yaşandığı için Li Bai dostunun bu felakette öldüğüne kanaat getirdi.

Sonra onun anısına bir şiir yazdı: “Cangwu’nun üzerine hüzünlü bulutlar yerleşti.” (Cangwu ile Lianyungang’ı kastediyor.)  Lianyungang, resmi görevliler ve alimler dışında Japonya ve Kore’den sıradan insanları da kendine çekti; gelenler yöre halkıyla uyum içinde yaşıyordu. Silla’dan bir çok insan Lianyungang’a yerleşmek istediği için Lianyun bölgesinin Sucheng kasabasında bir konsolosluk açıldı. Bir çok göçmen Haizhou vatandaşlığına geçmenin yanı sıra, yanında akrabalarını da getirdi. Bunlar resmi görevlerde çalışıyor, ticaretle uğraşıyor ya da çiftçilikle geçiniyordu. Bir çoğu Budizm’i benimsedi, evlendi. Silla’dan gelen nüfus o kadar büyüktü ki sonunda bir Silla Köyü kuruldu.

Temmuz 1990’da dört Koreli profesörden oluşan küçük bir ekip eskiden Silla Köyü’nün bulunduğu yeri incelemek için Lianyungang’a geldi. Araştırmalarının sonunda ekip Baojia Dağı’nın kuzeyine bir mezartaşı yerleştirdi. Mezartaşının üzerinde “Sucheng’deki Antik Silla Evlerinin Kalıntıları” yazıyor. Bu, Çin ile Kore arasındaki kültürel bağları anısına dikilen anıtlardan biri.



Yazar: Kerem Kofteoglu
1963’te Mardin’de doğdu. İlk ve lise eğitimlerini İstanbul’da tamamladı. Dünya gazetesinde Reklam Bölümü'nde işe başladı. Sonra İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nı takip eden muhabirlerden biri oldu. Daha sonra sırasıyla Hürriyet Gazetesi’ne bağlı haftalık Ekonomist Dergisi ve Sabah grubunun Para dergisinde çalıştı. Bir dönem Turizm Yazarları Derneği’nin (TUYED) Başkanlığını yürüten Köfteoğlu, halen çeşitli dergilerde serbest gazetecilik yapıp, bazı kurumlara basın ve turizm danışmanlığı hizmeti veriyor.